2025 YILINDA ULUKIŞLA’ DA KÖY KAHVESİNDE
BİR SOHBET…
Yatsı ezanı okunduktan sonra, Şıh’ ın torunu Osman geldi, selam verdi, boş bir
sandalyeye oturup hal hatır sorduktan sonra, çayı geldi. Çayından bir yudum
aldıktan sonra, büyüklerinden müsaade isteyip söze başladı:
“ Yahu hatırlar mısınız, 1980 li yıllarda o dönemin belediye başkanı Hamit Emmi
vardı (Babacın Hamit). Köye sondaj kurulsun diye Ankara’ yı yol eylediydi ve nihayetinde o
dönemin şartları göz önüne alındığında zor olan bir şeyi başarmıştı. Yazı
ortası suya kavuşmuş, her yer yeşillenmişti. Köylü paklasını, pancarını ekerdi,
ekinini suvarırdı.
Zaman geçti 2000’ li yıllara gelindi. Hatırlarsınız hükümet Nevşehir
tarafındaki tarlalara patates ekilmesini yasakladı, aşırı gübre kullandıklarından
toprak zehirlenmişti. O tarafın adamı da bizim köye musallat oldu, (ya da
olduruldu) bizim tarlaları icara tutup o zor şartlarda kurulan sondajlardan
gönlüne göre su akıttı, toprakta ilk defa patates gördüğünden ve gübreyi de bol
bulunca misliyle patates verdi, patatesciler çok hoşnut kaldı. Sonraki sene,
bir sonraki sene derken iyiden iyiye köye yerleştiler. Köyümüzden de patates
ekenler olurdu. Mesela Adem HASANDAĞLI vardı (Coşdunun Oğlu), ama o gübresiz ekerdi organik
tarım yapardı, mahsulü az olur ama tarlayı zehirlemezdi.
Sonra yıl yılı takip etti, ben ketirdeki dedemin 20 günde bir 3 saat su ile
sulanan küçük bahçesine su almak için Nevşehirli patatescilere bir rica, bir
minnet anlatamam öyle almaya başladım suyu, çünkü köylüyü kayıran yoktu. Suyu
alırdım alırdım da onların istediği gün ve saatte… hey yavrum hey ne günlerdi…

O zamanlar düşünürdüm, kendi köylüsünü, kendi köyünde bir başkasına muhtaç
bırakan başka bir köy daha var mı diye. Öyle ki, patatesciler binbir zorlukla
yapılan su arklarını komyon geçirecem diye kırar, yollara su kaçırır sonra da
traktörle üstünden geçer yolları oluk oluk bozardı. Hiç kimse dur kardeşim ne
yapıyorsun demezdi, sesini bile çıkarmazdı.
2020 yılına gelindiğinde, kuyularımız birer birer çötü. Bilinçsiz su kullanımı
yüzünden, hani 2009 yılında Konya da da çökmüştü hatırlarsınız, işte onun aynı
olduydu. Toprakta aşırı gübre kullanıldığından bizim tarlalara da ekim- dikimi
hükümet yasakladıydı. Bizim köye en az 200 sene yetecek suyu 20 yılda
bitirdilerdi yabancı patatesciler.
Yazı ortası susuzluktan kurudu, o yemyeşil kavaklar, meyve ağaçları, yolların
kıyına ekilmiş çamlar hep kurudu. Öteden anarı baktın mı insanın içini açan,
ruhunu gıdıklayan işte benim köyüm diyerek kendi kendimize ( gizliden )
gururlandığımız, köyümüzün çehresi değişiverdiydi.
Hoş o dönemde Toprak- Su Kooperatifi Başkanı olan Mustafa KIVRAKDAL engel
olmaya yönelik bir çaba gösterdi ama gerek köyümüzden gerekse Avşörenden bazı
kooperatif üyelerinin vasıtasıyla, onların adını kullanarak yabancı Papatesciler
ekim- dikime devam ettiler. Yani gerekli kamuoyu oluşturulamamıştı
hatırlarsanız, ara da kaynadı gitti. “
Biraz duraksadı aklından bir şeyler geçirdi, söze devam etti: “ Gene hatırlar
mısız 2000’ li yıllarda bir biçer modası çıkmıştı. Adana gibi tarım bölgesi
yerlerde artık kullanılmasına izin verilmeyen 30 yaşını geçmiş biçer- döverler
köyde cirit atmaya başlamıştı. Normalde % 2 olan mahsülü biçerken yere dökme
oranı onlarda % 30 olurdu. Kafalarına göre gelirler, tutturdukları fiyata
biçerlerdi. O dönemde ne deseler yapılırdı, ağa da onlardı, paşa da onlardı.
Ekini biçsinler de nasıl biçerlerse biçsinlerdi. Ondan da bundan faydalanır
ekinleri yarı belinden biçip giderlerdi, % 30 ‘ unu dökerekten…
Tabi ekini yarı belinden biçince saman az çıkar, kışın çat ayazında biter,
Emirgazi’ den , Konya’ dan samancı yolu gözlenirdi. Onlarda tozlu mozlu, karga
şeleği gibi samanları istedikleri fiyata satıp giderlerdi.
O zaman kimse çıkıp, köyde bir heyet oluşturalım, Belediye Başkanı, Toprak- Su
Başkanı, Koruma Başkanı, köyde bulunan Ziraat Mühendisi, gelen biçercinin
ruhsatına bakalım, makinesının düzenine bakalım, uygun fiyata pazarlık edip
anlaşalım, biçimini denetleyelim, köylünün mahsülünü biçtirelim demedi. Bu
böyle sürdü gitti.
İşte 2025 yılına geldiğimizde, artık kimse ektiği biçtiğini kurtarmadığından
ekin ekmez oldu, ekin ekmeyince yem, saman almak pahalı hale geldi, davarı
daşı, ineği tanayı sattı. Gayrı köyde o lezzetli sütten içemez olduk, yoğurt
dörtünemez, ıravgana kızartamaz olduk, çökelik dürümünün tadını unuttuk,

Keşke bu yıllara gelmeden önce 2000 li yıllarda birileri çıksaydı da bizi
uyarsaydı, bunları önceden tahmin edip, bu konuyu gündeme getirselerdi.
Günahlarını almayalım bazıları uyaracak oldular, ama kızdılar, “ sen bu köyde
mi yaşıyon , dışardan karışıyon” dediler. Uyarmak isteyenlerinde şevkini
kırdılar. Ama bazı vatanseverler yılmadı, uyamaya devam ettiydi.. Keşke o
dönemde bunları görebilseydik bir önlem alabilseydik ……”
Herkes sustu, ve bir şeyler düşünmeye başladı. Ve herkesin düşündüklerinin ilk
kelimesi “ KEŞKE” ile başladığından emindim. Bir zaman öyle kaldıktan sonra,
hep beraber kalkıp, evlerimize dağıldık.
2025 yılının ULUKIŞLA KASABASINDA böyle bir sohbetin olmaması dileğiyle.
Saygılarımla…
Osman DEMİRTAŞ