CENAZE YIKAMA ARACI MI, CENAZE TAŞIMA ARACI MI?

            Değerli Ulukışlalılar,

            Son günlerde gündeme taşınan ve bir tartışma konusu haline getirilen, kasabamıza “Cenaze Yıkama Aracı” ve “Cenaze Nakil Aracı”nın alınıp alınmaması konusu, farklı bir boyuta gelmiştir. Sayın Mehmet DEMİRTAŞ, konuyla alakalı olarak bize de serzenişte bulunmuştur. Şöyle ki;

” SAYIN HAYATİ HOCA KÖŞE YAZARLIĞI YAPIYORSUN DİN GÖREVLİSİ OLARAK. YAHU SANA DİYORUM AKIL VERMEK HADDİME DEĞİL DE, RADYO YAYININDA YA DA KÖŞENDE BU KONUYU İŞLE DE EN AZINDAN BİR DİN GÖREVLİSİNDEN ÖĞRENMİŞ OLALIM. YAZIK ETME BİZE. YOKSA KÖŞE YAZARLARI BÖLÜMÜNE İSİM EKLEMEK YÖNETİMİ YORMAZ KASABALIYI AYDINLATMAK ADINA SİTE YÖNETİMİNİN TAŞIN ALTINA ELİNİ KOYACAĞINI UNUTMA. "DİN İŞİ KOLAY İŞ DEĞİL, ÖĞRETİSİ ÂLİM OLSUN" LÜTFEN.

            Saygıdeğer Ulukışlalılar,

            Kasabamıza bir cenaze yıkama aracı gerekli midir, gereksiz midir? Alınmalı mıdır, alınmamalı mıdır? Bunun cevabını verecek kanaatimce, kasabalı tarafından sorunlarımıza çözüm üretsin diyerek seçimle iş başına getirilen Sayın Belediye Başkanımızdır. Başkanımız, belediye meclis üyeleri, mahalle muhtarları, kasabada görev yapan din görevlileri ve kasaba aydınlarıyla konuyu değerlendirir, gerekli midir, belediye imkânlarıyla alınabilir mi, yoksa vatandaşın katkılarıyla mı alınmalıdır, bir karar verir. Benim âcizane bu konuda bir fikir beyan etmem, bu kurum ve şahıslara saygısızlık olur. Haddimi aşmak olur.

            Konunun bizim cevap verebileceğimiz boyutu, “Dini yönden böyle bir zorunluluk var mıdır, yok mudur” meselesidir. (Kasabada görev yapan İmam-Hatiplerden ve Şıh Osman DEMİRTAŞ hocamın affına sığınarak) Dini açıdan şunları söyleyebilirim.

            1.Ölen bir Müslümanı usulünce yıkamak, kefenlemek, cenaze namazını kılmak ve dua etmek, ölüyü bir kabre gömmek Farz-ı Kinayedir. (Oradaki Müslümanların üzerine bir görevdir. Bazılarının bu işi yapması, diğerlerinin de bu sorumluluktan kurtulması demektir.)

            2.Cenaze yıkama işlemini gerçekleştirmek için cenaze önce teneşir üzerine, ayakları kıbleye gelecek şekilde sırt üstü yatırılır. Cenaze sahipleri, cenazenin alt temizliğini kontrol etmelidirler. Cenazenin göbeğinden diz altına kadar olan avret yeri (erkekler için) bir örtüyle örtülür ve elbiseleri tamamen çıkarılır. Teneşirin çevresi güzel kokularla tütsülenir veya kokulandırılır. Gassal (cenazeyi yıkayan kişi) usulüne uygun bir şekilde niyet edip, cenazeyi yıkar ve kefenler. Cenaze kapalı bir mekânda yıkanmalı, yıkayan ve yıkamaya yardım edenden başka kimse cenazeyi görmemelidir. Cenazeyi en yakını veya takva sahibi biri yıkamalıdır. Yıkama karşılığında ücret alınmaması daha güzeldir. Önemli olan cenazenin kapalı bir mekânda yıkanmasıdır. Bu işlemin, günümüzün şartlarına uygun modern ve usulüne göre düzenlenmiş bir morgta veya cenaze yıkama aracı içerisinde yapılması elbette daha uygundur.

            3. Cenaze yıkama işleminden sonra, cenaze namazı kılınır. Cenaze namazlarına Ulukışla’da halkın hemen hemen %99’unun katılması takdire şayandır. Cenaze namazına bayanların da katılmasında dini yönden bir sakınca yoktur. Cenaze namazından sonra, cenazeyi kabre kadar taşımaya katılmak sünnettir. (Büyük sevaptır.)Büyük şehirlerimizde olduğu gibi cenazeyi, cenaze nakil aracıyla kabre kadar taşımakta dini yönden bir sakınca yoktur. Cenazenin taşınmasında sünnet olan şekil, dört kişinin dört taraftan cenazeyi yüklenmesidir. Her bir taraftan sırayla yüklenip onar adım, toplam 40 adım götürmek müstehaptır. (Beğenilen, yapılınca sevap olan) Cenaze önce ön taraftan sağ omuza, sonra ayak tarafından sağ omuza alınır. Sonra yine ön taraftan bu defa sol omuza, sonra arka taraftan sol omuza alınır. Her bir omuzlamada onar adım yürünür.

            4. Kabrin bir insan boyuna yakın derinlikte olması gerekir. Kabrin içinde kıble tarafı oyulur(lahit) bu faziletlidir. Ölünün yüzü kıbleye gelecek şekilde sağ tarafına yatırılır. Üzeri tahta, kerpiç, düzgün ve büyük taş, kamış vb. şeylerle örtülür ki, toprak ölünün direk üzerine değil, bu şeylerin üzerine atılır. Kabrin içi ıslak veya toprak çok yumuşaksa, böyle zorunlu hallerde cenaze tabutuyla kabre konulabilir. Böyle bir sorun yoksa tabutsuz koymak daha doğrudur.

            Kasabamızda mezarlar taştan yapıldığı için, cenaze taştan yapılan mezarın içerisine konmakta ve taş kapakla üzeri örtüldükten sonra toprak atılmaktadır. Burada kişisel kanaatimce mezarın üzerine biraz daha bol toprak atılmalıdır. Nedeni ise, mezarın üzerinde toprak az olduğu için zaman içerisinde çürüyen cesetten çevreye sağlık yönünden zarar getirebilme ihtimali. Bu anlamda belediyemizin mezarlıkların bir köşesine önceden toprak yığması daha uygun olacaktır.

            Kabrin üzerinin deve hörgücü gibi yapılması “mensup” tur.(Böyle yapılırsa sevaba nail olunur, böyle yapılmazsa da bir günahı yoktur.)Kabrin üzerine su serpmek bir zorunluluk değildir, ama sakıncası da yoktur.

            Şimdi bu açıklamalardan sonra diyebilirim ki, önemli olan cenaze işlemlerimizin bu şartlara uygun olarak yapılmasıdır. Bu işlemleri cenaze yıkama aracı ve cenaze nakil aracı ile daha güzel, daha kolay yapabiliriz deniliyor ve imkânlar da buna elveriyorsa buna neden karşı çıkılsın.

            Sayın Mehmet DEMİRTAŞ’IN yazdığına ve benim de bilip gördüğüme göre kasabamızda Şehit Komiser Mehmet Ali ÖZBEK adına düzenlenmiş bir morg bulunmaktadır. Cenaze yıkama aracı içerisinde yapılabilecek işlemlerin aynısı bu morgta da yapılabilmektedir. Cenaze yıkama aracının bize getireceği yenilik sadece, cenazenin kendi evi önünde yıkanması olacaktır. Dinen cenazeyi kendi evi önünde ya da evinde yıkamak bir zorunluluk değildir. Cenaze Nakil aracının yapacağı görevi de, şu an gönüllü vatandaşlarımızın araçları yapmaktadır.

            Belediyemizin, kasabalımızın, yurt dışındaki gurbetçilerimizin bu araç ya da araçları almak için gerekli imkânları varsa ve alınmasına da yukarıdaki zikrettiğim görevliler böyle bir karar almışlarsa elbette alınsa iyi olur. Ancak dini yönden böyle bir zorunluluk yoktur.

            Gönül ister ki, kasabamızda da büyük şehirlerimizde olduğu gibi belediyemizde de 24 saat açık bir “Alo Cenaze Hattı” bulunsun. Cenazesi olan vatandaşlarımız bu telefonu arayıp alo cenazem var deyip adresini versin ve cenaze sahibinin başka bir telaşı olmasın. Belediye, yıkama, taşıma, kabir ve defnetme gibi tüm işlemleri yerine getirsin. Cenaze sahibi bir müddet sonra belediyeye müracaat edip, fatura karşılığında borcunu ödesin ya da belediye tüm bu masrafları üstlensin. Ama tüm bunların hepsi bir imkân meselesidir. O makamlarda bulunanların vereceği kararlardır.

            Diğer bir mesele. Olumlu fikir üretmek güzeldir. Ama bu fikirleri ortaya atarken kişi ve kurumları kırıp dökmeden, konuya hâkim bir şekilde, misafir olduğumuzun bilinci içerisinde ortaya koymalıyız. Yoksa ev sahibi de bizi kırabilir, konu kısır döngülü bir çekişme haline gelebilir. Bir sonuca varmamız da imkânsız olur. Bu tür konularda, konuyu ilgili kişilerle tartışmak ve bir sonuca varmak daha doğrudur. Maalesef şöyle bir hastalığımız var. Her konuda ahkâm kesmek, bilgelik taslamak, ben dedim üstüne söz tanımam, kimseyi tınlamam, bazılarımızın ilkesi haline gelmiş. Kimseyi tınlamazsan bir gün gelir hiçbir kimse tarafından tınlanmazsın. O kadar ki, düşüncesi, fikri, zikri belli bir gazetenin yazarının dini içerikli yazısını kopyalayıp altına da kendi adını yazarak bilgelik! Taslayan ve bu konuyu tartışma haline getiren mürekkep yalamışları da gördük. Dahası, işi gücü kendi siyasi düşüncesinden olmayan siyasilere ve kişilere, iki de bir hakaret edip duran, ama sözüm ona demokrasi üstadı kesilenleri de biliyoruz.

            Ne diyelim, herkes kendi ağırlığınca yazıp çizecektir. Ve böylelerini Allah’a havale etmek en güzelidir.

            Ölüm hepimizin kapısını çalan bir gerçektir. Hepimiz de ölülerimizin arkasından hayır hasenat yaparız, yapmak için niyetleniriz. Diyorum ki, bu tür hayır ve hasenatlar için ayırdığımız paraları, okullarımız, hastanelerimiz, belediyelerimiz, kasabamızın ihtiyacı olan yol, su, köprü, cami vb. gibi yerlerde kullanarak hem kalıcı hem de kalkınma adına kullanabilsek kim bilir!

Saygılarımla

12 Ocak 2010

Hayati ÖZKURT