Derneklerimiz...

Memlekete, yani belirli bir yöreye; kent, kasaba, köy, kimi zaman da bölgeye aitlik üzerine kurulu hemşeri derneklerinde insanları hemşeriler olarak bir araya getiren temel öğe ortak çıkarların, ortak hedeflerin olduğuna inanmadır.  Göçün niteliği yani nereden nereye göçüldüğü, eski yaşam mekânı ve yeni yerleşilen yerin yaşama koşulları kişilerin hemşerilik bağları etrafında örgütlenme eğilimlerinde etkili olan faktörlerdir.

Genel olarak yeni bir tür çıkar grubu meydana getiren hemşeri derneklerinin anlaşılması, bu derneklerin çekirdek kadrosunu oluşturan grubun çözümlenmesini gerektirmektedir. Memleketlerinden uzakta yaşayan hemşerilerin nesnel, ortak çıkarlarının olması onların kendiliğinden bir çıkar gurubu olarak örgütlenmelerini sağlamıyor. Fakat böylesi bir göçmenler gurubunun (İstanbul’daki Ulukışlalılar gibi) içerisinden çıkan çekirdek kadro sıla hasretine vurgu yaparak, örtük ve varsayılan ‘ortak çıkarları’ açıkça telaffuz ederek grubun örgütlü hale gelmesini sağlıyor. Bu anlamda, hemşeri dernekleri her ne kadar nesnel tarihsel toplumsal koşulların ürünü olsalar da kuruluşları ve kendilerini yeniden üretmeleri sürecinde öznel faktör anlamında kurucular ve yöneticilerin ağırlıkları yadsınamaz.

Kurucular ve yöneticiler etrafında dönen dernek anlayışı da birçok yönetimsel sorunları beraberinde getirmektedir. Yapılan vurgu ‘örtüşen ortak çıkarların’ açıkça dile getirilmesi olduğuna göre yönetim aşamasında bireysel çıkar ve kaygıların gündeme getirilmemesi gerektiği ortadadır. Birçok dernekler iyi dönemlerini geçirirken bireysel çıkar çatışmaları derneklerin kuruluş amaçlarına ters düşmekte ve derneğe olan inancı da zedelemektedir.

Derneğin lokaline gelenler kendilerini yalnız hissetmiyorlar, burası köylülerimizin bu koskoca şehirde kaybolup gitmelerine engel oluyor.

Bizim, düğün, bayram, cenaze vb. gibi iyi ve kötü günlerinde bir araya gelebileceğimiz bir mekânının varlığı büyük bir şans değil midir? Hâlâ 1960'ların gurbetçiliğinden alışılagelmiş bekâr hayatının devamlılığı gibi sadece erkeklerin bir araya geldiği bir mekân sizce yeterli midir? Kadınlarımızın ve çocuklarımızın bir araya gelmediği bir oluşum bizleri ne kadar ileriye taşıyabilir? Bizler; kuruluştaki heyecanımızın kaybolmadan, daha da büyüyerek sonraki nesillere aktarılmasının kaygısını gütmeli ve gerekli maddi-manevi fedakârlıklardan kaçınmamalıyız.

Derneğe gelir getirme amacının yanı sıra lokalimiz, kadınlı erkekli tüm hemşerilerin acı tatlı günlerde bir araya gelebilecekleri bir mekân olarak da düşünülmektedir. Böylece bir-iki nesil sonra İstanbul’daki Ulukışlalıların birbirlerini tanıyamaz hale gelme ihtimali azalacak, akrabalık bağlarının zayıflama ve hatta kopma tehlikesi ortadan kalkacaktır.

Herkesi bir araya getirmenin yollarından birisi de, gelecek nesillere dernek aracılığıyla sahip çıkılmasından geçmektedir. Çocuklarımıza dernek olarak sahip çıkmanın yolu onların temel görevleri olan öğrenciliklerine sahip çıkmakla olur. Dernek lokalleri bekâr toplantılarının yapıldığı yer olacağına öğrenciler için etüt salonları olarak da düzenlenebilir. Gönüllü ders verecek üye ve bu göreve talip diğer insanların yardımıyla derslerine destek olması amacıyla belirli saatler ilköğretim ve lise öğrencileri için etüt saati olarak ayrılmalıdır. Gelecek nesiller ancak bu yolla derneğe ve kasabaya kazandırılabilir.

Göç edilen büyük şehirlerde (İstanbul) sağlık, eğitim gibi temel kamu hizmetlerinden yaralanmada karşılaşılan güçlükler veya hizmete ulaşmanın imkânsızlığı, kimi zaman hemşerilik ilişkileri sayesinde aşılabilmektedir. Türkiye’de yaygın olarak kabul gören ‘adamını bul işini yaptır’ prensibiyle hareket eden dernekler belirli bir ilişkiler ağının kurucusu ve etkin aktörü haline gelmektedir. Söz konusu ağın sunduğu imkânlarla dernek, hizmeti verenlerle hizmete normal koşullarda ulaşmaları oldukça güç olanlar arasında bir tür köprü işlevi görmektedir. Böylece gelinen büyük şehirde kaybolup gitme riski veya sade vatandaş olmanın işlevsizliği gibi var oluş sorunları hemşerilik kimliği sayesinde çözülebilmektedir. Başka bir ifadeyle vatandaşlığın tıkandığı yerde hemşerilik çözüm üretici bir aidiyet biçimi olarak belirmektedir. Resmi kurumların ‘vatandaş’la sorunlu ilişkileri (torpil, kayırma, adam tutma gibi sözcüklerle tarif edilen hizmet anlayışı), karşısında hemşeri derneği pratik sorunlara pratik çözümler bulmaya çalışan ‘iş bitirici’ bir örgütlenme tarzı olarak belirmektedir. Derneğin kurumsallaşması ve bir çekim merkezi haline gelmesi, kamusal hizmetlerdeki sorunlara çözüm bulma kapasitesi yani hemşerilere sağladığı ‘kolaylıklarla’ doğrudan ilişkilidir.

Birçok bu konumdaki hemşerilerin ‘üzerine iş düşme’ kaygısıyla dernekten uzak durmaya çalışması ya da ihtiyacı olduğu sürece dernekle yakın ilişkiler içerisinde bulunurken ihtiyacı kalmadığını düşündüğü andan itibaren dernekle olan bağlarını koparması derneğin bir çekim merkezi olmasının önünü tıkamaktadır. Oysa amaç hizmet etmek olsa gerçekten faydalı olacağını düşündüğü zaman dernekle daha yakın ilişkiler içerisinde olması beklenir. Gel gör ki her zaman tam tersi durum işler.

Esenler’de yoğunlaşmış halde 150 civarında üyemiz var. Aileleri ile birlikte bu sayıyı 4 ay da 4 ile çarpmak gerekir. Bu sayı birçok konuda pazarlık konusu olabilir. Esenlerdeki nüfus yoğunluğunu avantaja dönüştürmek elbette mümkündür. Dernek üyeleri için özel hastanelere teklif götürerek, üyeler için özel tarife almaktan, birçok alışveriş noktalarında indirim sağlanmasına, öğrencilerimiz için dershanelerden indirim alınmasına hatta siyasiler karşısında pazarlık konusu edilmesine kadar götürülebilir.

Yaşanan durumda ne oluyor? İlgisizlik ve bilgisizlikten kaynaklı olarak, Derneğin bu tür işlevleri üzerinde düşünülmüyor ve düşünmeye bile gerek görülmüyor. Böylesi işlevleri hayata geçirebilen dernek sayısının ne kadar olabildiği üzerinde bile düşünmeye gerek yoktur. Tam tersi olarak dernek üyeleri içerinden indirimli olarak alınabilecek mal ve hizmetler bile çeşitli bahaneler ileri sürülerek ısrarla başka kanallardan çözülmektedir. Şu inanç neden oturmuyor anlamak oldukça güçtür: “Aynı işi başka biri yapabiliyorsa o işi yapan Ulukışlalı da en az onun kadar biliyordu bu işi.”

Benzer durum ve daha da vahim olanı ise Dernek Lokaline olan ilgidir. Eğer dernek lokali kapalı duruyorsa ve orayı açmak yerine gidip başka bir yerlerde burada yapılacak aktiviteye(!) devam ediliyorsa bunun adı ‘hainlik’ değil de nedir. Bu ‘hainliklerden’ dolayı dernek, dernek olma işlevini yerine yetiremiyorsa da vah halimize.

Sonuç olarak; “...derneklerde insanları hemşeriler olarak bir araya getiren temel öğe ortak çıkarların, ortak hedeflerin olduğuna inanç...” bitmiş midir?

Sadece işi düştüğü zaman derneğe uğramak, genel kuruldan genel kurula lütfen uğramak yukarıda saydığımız beklentilerin hiç birinin karşılanması ve talep edilmesi için yeterli değildir. Derneğin herkesin ayağına tek tek gitmesi mümkün olmayacağına göre derneğe bir biçimde gelinmesi ve üye olmanın sorumluluklarının yerine getirilmesi gerekir. Üyelerin her zaman derneklerden bir takım beklentileri vardır ve haklarıdır. İşin garip tarafı ise hiçbir üyenin bu beklentilerine sahip çıkıp sorgulamıyor olması, kaklarını kullanmaması... 

Fuat Yağız

İstanbul