Sevgili Gurbet Çocukları!

Bizim Ulukışla’nın havasında mı yoksa suyunda mı bir uğursuzluk var! Gurbete çıkan her Ulukışlalı geride bıraktığı hem ailesine hem de köyüne çok güzel yardımlaşma hayalleri kurar. Bunun sonucu olarak da gurbettekilerin hepsi birlik beraberlik beklentisi içine girerler.Ve girişimler başlatılır. Bu girişimlerin hepside iyi niyetlerinden kaynaklanır. Çok da güzel ederler degil mi?
Buraya kadar olanlar çok çok güzel...

Yüreklerimiz hep memleket için çarpar. Tatlı bir heyecan sarar bizleri....
Ve seviniriz...
Almanyalardan, Avusturya, Belçika, Fransa, İngiltere, Hollanda, Danimarka, Amerika ve Türkiye’mizin her köşesinden izinlerimizi köyümüzde geçirmek için koşarak geliriz.

Hasandağı’nın eteklerine tutunmuş olan Ulukışla kasabası bize huzur verir umuduyla geliriz!

Kasabamızda en iyi çalışan herkesin ortak mekanı kahve köşelerine kurulanlarımız olur. Kayaburnu yapanlarımızın yanın da, pazar yerinde volta atanlarımız da...

Bazılarımız başlar ahkam kesmeye köyümüzün ileri gelenlere ve halkımıza...
Nasıl dernekler kurduğumuzu, bu derneklerle kasabamıza neler neler yapacağımızı soluk soluğa anlatırız.

Örnek iş alanları yaratırız, kasabalıya yapılacak yardımlardan dem vurulur ve çeşitli öneriler sıralanır...

Tatlı heyecanlar yaşayarak sergilerler iyi niyetlerini kasabalarında gurbetçiler.
Ve biz gurbetçiler, köylülerimizin de sevindiklerini düşünürüz haklı olarak!

Bu sevinme nasıl sevinme ise!

Bu aşamadan sonra başlar vatandaş sevincini belli etmeye.

Başlar dedi-kodu makineleri; falan adam şöyle, filan adam böyle, o adam mı canın, ötekini boş ver sen, o fitnedir gibi yumuşak laflarla bizleri de zehirlerler ama biz zehirlendiğimizin farkına bile varmayız.
Bize akıtılan zehir yavaş yavaş bütün vücudumuzu sarar ve kurtulamayız! İş işten geçmiştir. Ben çocuk yaştayken de böyle alıştırmışlardı büyüklerim sigaraya. Halada kurtulamadım bu meretten.

Bu zehirleme yönteminin farkına varamadan geçiririz ömrü. Tam farkına vardığımızda da bizim işimiz bitmiş yaşımız yetmiş olur. Bir bakarız ki aynı yöntemle gençlerimiz zehirlenmekte. Bizim yaşımızdakilerin ayıkmış olmasının da bir anlamı kalmamış oluyor bu durumda. Gene de ben bu konuda uyarmak isterim sizleri.

Lafın kısası, izinlerimizde o köyümüzde yediğimiz yemeğinden ve içtiğimiz suyundan yada teneffüs ettiğimiz havasından mı ne, iyi niyetle gittiğimiz yerden fesatlaşarak dönüyoruz.
Köyde arkadaşlarımızdan kaptığımız zehir gurbette de bizi yemeye devam ediyor.

Teknolojinin getirdiği imkânları da kullanarak birbirimizi gurbette de beğenmez oluyoruz.
Belkide politikleşip ayrılma safhasına geliyoruz.

Aklımızı başımıza toplayalım çocuklar!

“YİĞİDİN SÖZÜ DEMİRİN KERTİĞİDİR”

Ne onun bunun dediği, nede politik düşünce ayrılıkları bizleri parçalamasın.

Ortak çalışmanın, birlik ve beraberliğin önemini bilmeyen yoktur içimizde. Zaman bildiklerimizi yaşama geçirme zamanıdır.

Verdiğimiz sözlere sadık kalalım.

Önemli olan Ulukışla’ dır, NAMERT değil MERT olalım çocuklar...

Sevgilerimle...

Hepinizin Gözlerinden Öper Mutlu Yarınlar Dilerim...

Allaha emanet olun.

Ramazan Duruöz