HASAN DAĞI
Hasan
Dağının çevresi, günümüzden on bin yıl önce, bugünkünden
çok daha güzeldi. O zamanlar Konya’dan
Ereğli’ye kadar uzanan büyük bir göl vardı. Bugünkü Tuz Gölü
de, en az üç misli büyüklükte bir tatlı su gölüydü. Gerek iklim
koşulları, gerekse doğal çevre günümüzde olduğundan çok
daha elverişliydi. Bölge, tamamen ormanla kaplıydı ve bol
yağış alıyordu. Yabani koyun, keçi ve
sığırlar çok büyük sürüler halinde dolaşıyordu.
Böylesine verimli olan Anadolu
topraklarında ilk uygarlıklar doğdu. Buna ilerde daha geniş
olarak değineceğim. (15)
Kemalî Babanın çok
güzel bir koşmayla anlattığı ve gören pek çok kişinin
de büyülenip bir şiir yazdığı Hasan
Dağının insanlık
tarihinde resmi yapılan ilk doğa parçası olduğu
sanılmaktadır. Günümüzden dört bin yıl önce sönmüş bulunan (16)
Neolitik Çağ,
insanlık tarihinde önemli bir yer tutar. Çünkü Anadolu insanı bu
çağda gerçek bir devrim yaratmıştır. Tarımı
başlatmış, hayvanları ehlileştirmiştir. İlk
köyler bu devirde, alüvyonlu topraklar üzerinde
kurulmuş, günümüzden 7 bin yıl önce de yaylalara göç
etmişlerdir. Köyümüzdeki ören yerlerinin de, Çiftlik-Tepecik,
Köşk-Höyük, Gelveri, Güvercinkayası yerleşimleri ile eş
zamanlı olduğu akla yatkındır. Avören ve Köy Tepesinde
yapılacak bir yüzey araştırmasının bu gerçeği
ortaya çıkaracağına inanıyorum. Karakisle’den ( Kara kilise ) Köy Tepesine
çıkarken soldaki bir kayada bulunan hayvan resmi, Kayaburnu’nda bulunan
basamaklar ve el ele tutuşup dans eden insan figürleri de o devirlerden
kalma olsa gerektir.
Helmut Uhlig “Die Mutter
Europas – Avrupa’nın Anası” adlı Almanca kitabında “Çatal
Hüyük’te kadın çok saygındı ve yeri baş köşeydi.
Kuşkusuz bu durumun, kültürel gelişmesine büyük katkısı
vardı. Günümüz Batı kültürünün kökenlerini de Anadolu
topraklarında aramalıyız.” (18) diyor.
Prof. Dr. Karl J. Narr da,
Çatal Hüyük’le ilgili olarak Dünya Tarihi Ansiklopedisinde şunları
yazıyor: Ailenin mirası, anne tarafından akrabalık ön
planda tutularak paylaştırılırdı. Baba tarafı
ikinci planda kalıyordu. Bir kızla evlenen erkek kızın
evine taşınırdı. Ailenin edindiği ev ve tarla gibi mal
varlıklarının kullanma hakkı kadınındı. (19)
Dora Jane Hamblin,
Türkei-Land der Lebenden Legenden-Türkiye -
Yaşayan Efsaneler Ülkesi adlı eserinde şunları
yazıyor: Hasan Dağının
Aşıklı,
Ihlara vadisine bir kilometre uzaklıktaki Melendiz Çayı’nın
kıyısında bir yerin adıdır. Çatal Höyük yerleşimi ile
çağdaş bir yerleşim yeri ve ilk uygarlıklar
açısından onun kadar önemli
olduğu biliniyor. Dünyadaki ilk beyin ameliyatının,
Mısırlılardan da önce burada yapıldığı da
anlaşılmıştır.
Çatal Höyük üzerinde bu
kadar durmamın nedeni, köyümüzdeki kalıntıların da o
yıllardan mı, yoksa daha sonra mı olduğunu
düşünmemdendir. İkinci bir neden de, ilk medeniyetlerin yakın
çevremizde yaratılmış olmasından duyduğum
kıvançtır. Ancak yöremizdeki yerleşimin daha sonra;
örneğin, Hitit uygarlığına/dönemine denk düşüyor
olması da olasıdır. Hasan Dağı lav püskürürken resmi
yapıldığına göre, aynı anda yerleşim yeri
olmayabilir. Yine de Çatal Höyük zenginliğinin oluşmasında Hasan
Dağı’nın rolü vardı.
Zaten Hasan
Dağı’nı görüp de resmini yapmamak, şiir yazmamak elde mi?
Koca şair Karacaoğlan (1606-1679) da: (21)
Çok
sevdiğim Hasan Dağı
Şu dumanın hal’olma mı
Senin gibi yüce dağın
Eğlim eğlim yol’olma mı
dörtlüğüyle başlayan yedi
kıtalık bir şiirle Hasan Dağı’nın güzelliklerini
anlatıyor.
Çıktım
seyreyledim Niğde’yi Bor’u
diye
başlayan altı kıtalık bir başka şiirinde:
Mardin’den de Karac’oğlan Mardin’den
Çeken bilir ayrılığın derdinden
Koçhisar’dan Hasan Dağ’ın ardından
Acep gezsem mavi donlum var’mola
diye, yanık yanık mavi donlu sevgilisini
aramaktadır. Kemalî Baba da ona nazire yapar gibi:
Sabahtan kalkmış da bir mavi donlu
Yürü hey kısmetsiz kul dedi bana
Çıkarıp koynundan bir elma verdi
Ağlayıp yürüme gül dedi bana
demektedir. Şiirin devamından
anlaşıldığına göre, Kemalî Baba
aradığını bulmuş ve muradını almış
gibidir.
Toros
Dağlarının güneyinden, Adana yöresinden de Hasan Dağı
için şöyle bir türkü yakılmıştır:
Hasan Dağı Hasan
dağı
Senden yüce dağ olmaz
mı
Sende yaylayan güzelin
Al yanağı bal
olmaz mı
Hani canlar hani hanlar
Kafeste beslenen canlar
Sevip sevip
ayrılanlar
Yanar yanar kül olmaz
mı (22)
Gerçekten
de Hasan Dağında yaylayan kızların yanakları bal olur.
Melih
Duygulu tarafından derlenip notaya alınan bir başka türkü
de şöyledir:
Hasan
Dağı’nın gülleri
Ötüşüyor bülbülleri
Gazel okuyan dilleri
Görmedin mi Hasan
Dağı
Hasan Dağı çatal
matal
Arasında güller biter
Benim derdim senden beter
Ben de yandım Hasan Dağı.
Yine Melih Duygulu
tarafından notaya alınan başka bir türkünün sözleri de
şöyledir:
Hasan
Dağı çatal matal
Arasında
güller biter
Bir yârim var
bana yeter
Aşağıdan
yukarıdan
Sen
gara yelden ben poyrazdan
Salınalım
şimden kelli
Hasan
Dağı’nın meşesi
Elinde billur
şişesi
Del’olup aşka
düşesi
Nakarat
Hasan
Dağı’nın gülleri
Ötüşüyor bülbülleri
O yârin şirin dilleri
Nakarat
Hasan Dağı’nda
sümbüller
Baharda öten bülbüller
Yârin göğsünde ak
güller
Nakarat
Bu kez ta
Antakya’dan; Sıdıka Şerbetçi’den derlenen bir türkü:
Hasan
Dağı oymak oymak
Olur
mu hiç yâre doymak
Ağzı
şeker dudağı da kaymak
Yörü
yörü yörü edalım yörü
Ben
sözümden dönmem geri
Sağ
olsun yiğidin seri
Kazanır
geçinir beni
Hasan
Dağı’nın söğüdü
Kız
kimden aldın öğüdü
Ah
ile ömrüm çürüdü
Nakarat
Hasan
Dağı’nın yokuşu
Gider yazı galır
gışı
O yarin humar
bakışı
Nakarat
Nida
Tüfekçi tarafından derlenip notaya alınan “Hasan Dağı
Halayı” yöremizin oyunlarındandır.
1955
yılında TKP davasından yargılanıp hüküm giyenler,
Adana Cezaevi’ne yolcu ediliyor. Hükümlülerden Ahmet Baba şöyle
anlatıyor: “Hepimizi bir otobüse doldurup birbirimize zincirle
bağladılar. Geceleyin Niğde Ovası’ndan geçiyoruz... Anadolu
bozkırı yaz gecelerinde dehşet güzel oluyor. Büyülü, saydam bir
gece. Ay ışığı altında Hasan Dağı yalap
yalap ediyor... İşte tam bu anda Ruhi Su birden coşuyor.
Sanırsınız Hasan Dağı binlerce, milyonlarca
yıldır karnında sakladığı ateşini
çıkarıyor.
Hasan Dağı,
Hasan Dağı
Eğil eğil de bir bak
Sıkıyor zincir
bileği
Jandarmada
din iman yok”
Gidiyor kalktı
göçümüz
Gülmez ağlamaz içimiz
İnsan olmaktır
suçumuz
Hasan Dağı,
insan olmak (23)
Hasan
Dağı’nı gören ya da onunla ilgili bir anısı olan
herkes ya bir yazı, ya da bir şiir yazmıştır. Ancak
Hasan Dağını her yönüyle ve en güzel şekilde anlatmak
Kemali Babaya düşerdi. O da bunu yaptı. Hasan Dağı için
yazdığı şiir,
“okumaya doyulmayacak” kadar güzel bir şiirdir.
Dünyada bir eşi daha
olmayan Kapadokya mucizelerinin yaratılmasında büyük
katkısı olan Hasan Dağı’nın, adını nereden
ve kimden aldığını araştırırken ilginç
konularla karşılaştım. Sultan I. Kılıç Arslan
(ölm. 1107), Arkhelai adını Aksaray’a çevirdiğine göre (24)
tarihteki adı Athar ya da Argaios olan dağa da Hasan Dağı adının o zamanlarda verilmiş olduğu akla
yakındır diye düşünerek onun zamanına, bundan neredeyse bin
yıl öncesine gittim. Öte yandan, Ekim 1994’teki “Aksaray ve Cemaleddin-î
Aksarayî “ (25) adına düzenlenen bir sempozyumda anlatılan şöyle bir
söylence de vardı:
“Prof. Dr. Sayın Kemal Gürsoy’dan...
dinlediğim ve birbirini tamamlayan bir menkıbeden
anlaşıldığına göre; Külhanî
Steven Runciman bir
Haçlı tarihçisidir.(26) Birinci haçlı seferini
anlatırken, Hasan Dağına adını veren Hasan Bey ve
Emir Gazi ile ilgili olarak
şunları yazmaktadır:
“Sultan Kılıç Arslan İznik’i
kurtarma girişiminin başarısız kalması üzerine...
kendisine tâbi bulunan Hasan Bey ve ... Danişmendoğulları (Başlarında
Emir Gazi vardır.) ordusu ile
birlikte geri döndü... Haçlılar Ereğli’de Emir Hasan ve
Danişmend emirinin kumandasında bir Türk ordusuna rastladılar...
Türkler doğrudan doğruya bir meydan savaşını arzu
etmemekteydiler; süratle kuzeye doğru çekilerek Ereğli şehrini
Hıristiyanlara bıraktılar.
Bu sırada gökyüzünde görünen bir kuyruklu yıldız haçlı
zaferini aydınlatıyor addolundu.”
Ordunun çekildiği
yerler Hasan Dağı ve yöresiydi.
Avrupalılar deveyi de
ilk kez bu tarihte görmüşler.
Doğan
Avcıoğlu, “Türklerin Tarihi” (27) adlı eserinde bu
konuyla ilgili olarak şunları yazmaktadır:
“Kutalmışoğlu Süleyman Şah (ölm. 1086) (Bizans generali Filaret’in eyaletlerini
fetih amacıyla) ayrıldığında,
İznik’te akrabası Ebü’l Kasım vekildir. Onun kardeşi
Ebü’l-Gâzi Hasan Bey, Kapadokya’da, adını verdiği Hasandağ
çevresinde fetihler yapmaktadır....
Haçlılara karşı Hasandağ’ında
başarılı direnişiyle ün kazanan Hasan Bey, Türkmen’i Ege
kıyılarından bozkıra süren Bizanslılara
karşı saldırılara girişir....
Büyük Selçuklu Sultanı Tapar ile iyi ilişkiler kuran Hasan Bey,
İran’da hapiste tutulan Selçuklu Sultanı Şahinşah’ın
Konya’ya dönmesini sağlar. (1110) .... Konya’ya dönen Şahinşah’ın
ilk işi akrabası ve naibi Hasan Beyi öldürmek, kardeşi Mes’ut’u
hapsetmek olur...
Danişmendoğlu Emir Gâzi’nin desteğiyle, Sultan’ın
öldürdüğü Hasan Bey’in oğlu Boğa, Türkmenleriyle ayaklanır.
Şahinşah, tutsak alınır ve gözlerine mil çekilir. Mes’ut, kardeşini
kör durumda bile tehlikeli bulur ve onu boğdurtur.”
Boğa, babasının naşını
Hasan Dağı’na taşıyıp zirvede bulunan krater
gölünün doğu
kenarına defneder. Mezar şimdi oradadır.
Büyük
gezgin Evliya Çelebi (1611-1682) de 1649 yılında büyük
olasılıkla Ulukışla’ya uğramıştır.
Çünkü ünlü Seyahatname’sinde şöyle demektedir.
“Bor’dan
sonra ilk menzili Ortaköy’de aldık. Geniş ve ürünü bol bir kaza olup
bağ, bahçe, câmi ve mescidi olan gelişmiş bir köydür. Bu köya
bağlı otuzaltı adet nâhiye köyleri vardır. Buradan kuzey
tarafa doğru gidip güzel köylerden geçtik. Bir menzilde Harvadalı
köyüne geldik. Burası da meyvesi bol, verimli, güzel, hanı,
hamamı ve câmii olan bir Müslüman köyüdür. Aksaray nahiyeleri köylerindendir.
Buradan da yine kuzeye giderek Aksaray şehrine vardık.” (28)
Ortaköy’den Helvadere’ye «bir
menzilde» varabilmek, Ulukışla üzerinden gitmekle olasıdır.
Bu nedenle de Ulukışla’ya uğramamış olması
düşünülemez.
Ulukışla köyünün
kendine özgü bir kültür yaratması, bir geçit yolu üzerinde kurulmuş
olmasındandır.
Ulukışla yöresi
Anadolu Selçuklu Devletini kuran Kutalmış oğlu Süleyman Bey
zamanında (1077) Türklerin eline geçmiştir. 1142 yılında
Selçukluların eline geçmiş ve 1470 yıllarında Osmanlıların
egemenliğine geçinceye kadar İlhanlılar, Danişmentliler ve
Karamanoğulları yönetiminde kalmıştır.
Ali KILINÇSOY