Abdullah Kılınçarslan’ın kaleminden OYUNLARIMIZ

 

GORU PATLATMAK

           Çocukluğumda, köyde oynanan oyunları derlemeyi zaman zaman düşünürüm. Belleğim beni yanıltır da unuttuklarım olur mu diye de, yazmaya cesaret edemem. Affınıza sığınarak birini yazacağım. Goru sözcüğü sanırım 'kor'dan gelir. Şivemiz gereği 'goru’olmuş. Bu konuyu 'dilcilere'bırakmak en doğrusu. Adı geçen oyunu oynamak için, Ulukışla gibi kasabanız, Hasan Dağı gibi dağınız, üstelik Hasan Dağı’nda da yaylanızın olması gerekir.Haziran ayının başlarında binbir güçlükle yaylaya göçülür.Yaylada büyüklü küçüklü her insanın  gücüne göre yapacağı bir iş vardır.Akşam olup,güzelim sütlü çorbayı  içince, dışarı nasıl izin alıp da çıkmanın hesaplarını yaparsın.Çıktığında karanlıkların ortasında,öbek öbek ateşler yakılmıştır bile.Yine birinciliği karşı mahalle aldı diye hayıflanırsın.Derken gündüzden hazır ettiğin ucu kütüklü meşe sopasını bir eline,diğer eline de birkaç tezeği alarak, gururla oyun yerine doğru yürürsün.Mahallenin ateşini, ilk gelen yakmıştır.Tezekleri ateşin üzerine koyarak söyleşiye  katılırsın.Her dakika oyuncu sayısı artar.Daire genişler.Gülmeler,bağırmalar derken bir arkadaş nasıl yılan öldürdüğünü anlatır. Biri çelik çomak oyununu. Bir başkası büyüklerinden duyduğu 'KEREM İLE ASLIYI' .Anlatılanları kimse kimsenin sözünü kesmeden dinler. Arada bir ateşe bakılır. Közler olmuş mu diye yoklanır. Topluluga yeni katılanların getirdiği tezeklerle ateş yığını büyüdükçe büyür. Aydede de akşamdan kendini göstermişse... Kozak’ın tepesinden bir ses, .”Aşağıdan gelir Hozalı Gelin” diye yanık yanık söylerse, ruhlarımızı okşar. Herkes susar. Türkü dinlenir. Çocuk yüreklerimiz nedendir bilinmez, hüzünlenir. Belki de yıllar sonra 'Halk Türkülerini' sevmemizi o benliğimize işleyen yanık sese borçluyuzdur. Birisi bağırır. Haydin... Karşı mahallelerden gümmm sesleri gelmeye başlamıştır. Sopalar elde ateşin yanına gidilir. Büyükçe bir köz alınır. Elinin yanmasına aldırmadan, közü elinde hoplata hoplata getirir, ağzında biriktirdiğin kocaman bir tükrüğü taşın üzerine tükürürsün. Tükrüğün üzerine tezek közünü bırakırsın. Elindeki sopa ile var gücünle vurursun. Bomm diye bir ses çıkar. Etrafa ateş dağılır. Bir renk cümbüşü oluşur. Oyunda kaç kişi varsa bir komutla hep birliktede goru patlatılır. Çıkan sese, dağılan ateşe çocukların çığlıkları da karışır. Mahalleler arası yarış var. Oyun sürer. Bitme zamanı ateşin sönmesine bağlıdır. Yaylada patlatılan gorulara eşlik eden sığırların böğürmeleri de azalmıştır artık. Yatma zamanı. Ertesi gün buluşmak dileğiyle dağılınır. Böylece neşe içinde geçen bir gece daha bitmiştir. Zaman zaman düşünürüm. Günümüzde büyük paralar harcanarak yapılan kutlamalarda patlatılan havai fişeklerinin mucidi bizler miyiz diye. Şu kanıya varırım. Evet bizleriz. Ne yazık ki patentini almayı unutmuşuz...

           Buraya 'KEMALİ BABANIN' tezekle ilgili bir dörtlüğünü yazayım. Ne yazık ki: Fettah Emmi'den çocukluğumda dinlediğim dörtlüğün ilk mısrasını unuttum.

           'Hamdi, kara fosu çekti nöğürsün.

            Fettah, söğürmeyi nerde söğürsün.

            Tezeğin eteşi kül olup gider.'

 

ÇARDAK OYUNU

            Oyun, dört, beş,altı kişilik gruplarla oynanır.Yer önemli değil.Harman yeri kadar bir düzlük yeter. Seyirci sınırsızdır.

            İki takım olarak oyuna başlanır. Her takımın bir ebesi (kaptanı) olur. Oyunun başlaması için kaptanlardan birisi, eline aldığı küçük taşı, ellerini arkasına götürerek saklar. Yumruk yaptığı ellerini diğer kaptana uzatır. Elde saklı olan taşı bulmak hüner ister.Taşı bulursa takımı yatmayıp yelecek.Bulamazsa takımı yatacak.Kaptan elin birini açtırır.Taşı bulan yeler,diğer takım yatar. Yatan takımın oyuncuları, kollarını güreşecek gibi açarlar. Birbirlerinin omuzlarına atarak kafalarını birleştirir ayakta dururlar. Çardağı oluştururlar. Kaptan,yani ebe,bir eli ile oyuncularına   tutunarak,çardağın etrafında döner.Diğer takımın oyuncularını kendi oyuncularının üzerine bindirmemek için ileri geri seri şekilde hareket etmek zorundadır.Ebenin işi zordur. Kimse ebe olmayı istemez.   Dönerken diğer takımdaki oyuncuların herhangi birisine eli veya ayağı ile değmek zorundadır. Değerse  öbür takım yatar, kendi takımı yelme durumuna geçer.  Yelen takımın amacı da, çardaktaki oyuncuların üzerine vurulmadan binmektir. Bir oyuncu başarır da   çardağın tepesine çıkıp bağdaş kurdu mu...Bir haykırma duyulur.

      ­— Kahveci, demli bir çayyyyy !.....

   Seyircilerden birisi koşarak,demli çayı ve sigarayı getirir.Tepedeki oyuncu çay ve sigarayı  içer gibi yaparak altındakilerle dalgasını geçer.Amacı,ebenin moralini bozup,diğer arkadaşlarının  binmesini sağlamaktır. Böylece oyun devam eder.Vurulan yatar,diğeri yeler.Yıkılana,çardaktan tepe taklak düşene  gülünür,mızıkçılık yapana....Oyunun bitiş süresi belli değildir.Hangi takım mızıkçılık yapıp oyunu bozarsa oyun biter.  Kızanlar, bağırıp çığrışanlar olur. Seyirciler oyuncuları kızdırır. Her şey tatlıdır. Kimse kimseyi üzmez. Başka bir oyuna geçilir.           

 

PUF OYUNU

 

             Bu oyunu; uzun kış gecelerinde oynardık. En iyi eğlencelerimizden birisi idi. Mahallede herhangi birimizin evine toplanırız.Gaz lambasının ışığında ,öğretmenin verdiği ödevler yapılır. Masallar anlatılır. Ebelerimiz başlarından geçen olayları anlatırlar. İlgi ile dinleriz. Elma, armut, üzüm kurusu, kavurga gibi çerezlerimizi atıştırırız.Ev sahibinin pekmez, un ve yağla yaptığı helvayı da yedik mi değmeyin  keyfimize. Bilmeceler sorulur.El el üstünde kimin eli var gibi oyunlar oynanır.Arada bir de derslerden söz edilir.Bu gün kimlerin öğretmenden nasıl dayak yediği anlatılır.Taklit yapmasını beceren arkadaşlar taklit yaparlar. Zamanın nasıl geçtiği anlaşılmaz. Annelerimiz ya çorap örer yada kirmen eğirir.Arada yün didenler de olur.Yani herkes bir işle uğraşır.  Artık oyun oynamanın zamanı gelmiştir. Kız erkek karışık oynanır.Oyuncu sınırlaması  yoktur. Bütün çocuklar katılır. Küçük büyük fark etmez.  Çocuklar bağdaş kurar, büyükçe bir daire yaparak otururlar. Ortaya ev sahibinin getirdiği GAVUT UNU bir sahan içinde kon ulur.(GAVUT UNU;yaz aylarında dağlardan toplanan dağ armutlarının kesilip kurutulması, içine de kışın kavrulan buğday,arpa kavurgası ile birlikte el değirmeninde çekilmesiyle   oluşan bir yiyecektir.) Her çocuk,gavut ununu ağzına doldurur.Ağızda ıslatıp yutmak her babayiğidin yapabileceği  iş değildir.Herkes karşısındakinin ve yanındakinin yutmak için harcadığı çabayı görünce,gülmemek için kendini zor tutar.Bu arada da elinle yanında oturanın koltuk altına dürterek gıdıklanmasına   çalışırsın.Aynı anda dürtmeler başlar.Gülmelerde.Ağızda yutulamayan gavut unlarıda karşındakinin yüzüne PUF diye boşaltılır.Doğal olarak unlar boşa gider.Ortalık un tozundan, gülmekten, annelerimizin okşar gibi azarlamalarından geçilmez.Oyun  un bitinceye dek sürer.

      Günümüzde, yapılan kutlamalarda, yüzlere atılan yaş pastaları görünce,o günleri anımsarım. Bizim  PUF oyunumuz daha güzel, daha masumane gelir. 

 

TÜLEK OYUNU

             Oyunumuz iki takımla oynanır.Takımlar dört,beş,altı kişilik olabilir.Oyunu kuran ebeler, oyuncular  arasından kendi takımlarını seçerler. Ebeler (günümüzde kaptan denir) belirli bir aralıkta durarak aldım verdim diye sayarak, birer ayak ara ile birbirlerine yaklaşırlar.Hangisinin ayağı diğerinin ayağının üstüne gelmiş ise, ilk oyuncuyu seçme  hakkı onundur.Oyuncular arasından bir kez biri,bir kez diğeri  sıra ile oyuncuları seçer .Takımlar kurulur. Oyuna başlamak için tekerleme sayılır.'İnci minci kim birinci olacaksa o çıksın' veya başka bir tekerleme.Çıkan takım yeler, diğeri 'TÜLEĞİ' bekler. Oyun alanının orta yerine büyükçe bir taş konur.Bu taşın adı 'TÜLEKTİR'.Oyun da adını ondan alır. Çıkan takım çevreye dağılır.Bütün hedef tüleği kapmaktır.Diğer takım tüleği bekler.Amacı tüleği kaptırmadan  diğer takım oyuncularını yakalamak.  Oyunun kuralları vardır. Bir oyuncu tüleği bekler. Diğerleri tülekten  ve birbirlerinden fazla  uzaklaşmadan diğer takımın oyuncularını yakalamaya çalışır. Diğer takımsa rakip takımın oyuncularını  birbirlerinden uzaklaştırıp tüleği kapar.Ya da iki oyuncunun arasından geçerek'ARA GİTTİ'diye bağırır. En  uçtaki oyuncuyu oyundan çıkar.Tüleği kapmak hüner ister.Bir o kadarda kaptırmamak.Kaçan oyuncuya seyirci taktik vereir.'Bük ver,bük ver!.. Bük vererek kaçmak,aniden geri dönüp arkadaki oyuncuyu şaşırtmak ve iki oyuncunun arasından geçip;'ARA GİTTİ' diye bağırmak epeyce  güçtür. Tüleği kapan takım bir sayı kazanır.Tülek kapılmamış da,oyuncuları rakip takım yakalamışsa sayıyı o takım kazanır.Takımlar yer değiştirerek oyuna devam edilir. İyi koşamayan,çevik olmayan,tavşan gibi bük vererek koşamayanlar oyunda yer bulamaz.Ancak seyirci olurlar.  Oyunun başında belirlenen sayıya ulaşan takım oyunu kazanır.Her mevsimde,her yerde oynanan bir oyundur.Güç ister,dayanıklılık ister.

    Tülek: Tünek sözcüğünün bozulmuş biçimidir.

           

KİBRİT OYUNU

             Bu oyunu karlı kış gecelerinde,ders çalışmak için,lambası büyük,evi geniş olan komşuda toplanıp oynardık.Ödevler biter.Sıra oyuna gelir.Mendil aranır.Çünkü herkeste mendil bulunmaz. Mendilin bir ucu düğümlenerek topuz yapılır.Kibrit kutusu da bulundu mu tamam.Kibrit kutusunu da bulmak epeyce zordu.Oyuncular kız erkek,karışık daire şeklinde oturur.Sıra ile kibrit kutusu;başparmağımız ve işaret parmağımızla tutularak orta yere atılır.Kutu  dik gelmiş ise atan,hakim olur.Kibritin yakılan tarafı dik gelmiş ise,atan çavuş olur. Böylece emir veren ve verilen emirleri uygulayan belirlenmiştir.Kibritin resimsiz yanı gelmiş ise,sıra yandaki oyuncuya geçer.Atan da çay içer. Kutunun resimli tarafı gelmiş ise,atan oyuncunun vay haline.Hakim hükmü verir.Dört sopa der.Sopanın sayısı hakimin insafına kalmıştır.İstediği sayıda ceza verebilir.İsterse de affeder. Çavuş;hakimin verdiği hükmü hemen uygular.Dayağa hüküm  giyen elini açar.Çavuş düğümlü mendille var gücüyle vurur. Kibrit atma sıra ile sürer.Zaman zaman hakim ve çavuşlar değişir.Dayak yiyenler de.Çay içenler de.Öyle zaman olur ki,hakim dayak yer.Eller kızarır.Dayağı yiyen çaktırmadan hakim ve çavuşa kin tutar.Çavuş veya hakim olursa acımasızdır.En kesin kararlarını verir. Arada sırada korunan oyuncular da olur.Oyun sürer gider.Bazan ağlayan oyuncuya da rastlanır.Büyükler her zaman küçükleri korumuştur.Onları ya affederler,ya da dayak sayısını az söylerler.Küçüklere karşı çavuşlar da insaflıdır.Ellerine yavaş vururlar. Bu oyunu bazen büyükler de oynar.Çocukluklarını anımsarlar.Büyüklerin oyunu acımasızdır.  Hep şunu merak etmişimdir.Dayak yiyecek oyuncu,acıyı az hisetmek için mi elini tükrüğüyle ıslatırdı!.. Neden acaba…

                

BALABAÇ,GILAGIÇ OYUNU

              Oyun;bire bir,iki,üç,dört kişilik takımlarla oynanır.Oyun araçları:Yassı  ,yuvarlak ,on santimetre çapında taş(bu taşa enek denir)Yumruk büyüklüğünde yuvarlatılmış bir başka taş(buna da kız denir).Oyun yeri herhangi bir düzlük olabilir.Yuvarlak taş(kız) küçük bir dairenin içine konur.Beş,altı metrelik uzaklığa bir çizgi çizilir.Bu çizginin gerisinden kıza,enekler atılır.Amaç kızı daireden çıkarmaktır.Biz bu oyunu iki kişiye oynatalım.  Oyuna başlayanı bulmak için tekerleme söylenir.Yada yassı küçük bir taş bulunur.Bir tarafına tükürülür.Havaya taş atılır.Atan değilde,diğer oyuncu yaş veya kuru der.Yere düşen  taşa bakılır.Taşın üst tarafı yaşmı kurumu.Yaş veya kuru diyen bildimi bilemedimi.Bildi ise oyuna başlar,değilse diğer oyuncu başlar.(Bu oyunu oynadığım dönemlerde para olmadığı için yazı Oyuncu,çizginin gerisinden eneğini kıza atar.Kızı daireden çıkaramaz ise diğer oyunca oynar.Hangi oyuncu kızı,daireden çıkarırsa,daireden ayak ayak kızın gittiği yere doğru saymaya başlar.'BALABAÇ,GILAGIÇ,KIRKÜÇ,KIRKDÖRT'ayağı kıza geldi.Durur.Eneğini diğer oyuncunun eneğine vurur.Enek,oyun gereği yakında veya uzakta olabilir.Eneği vurursa,'KIRKBEŞ'der.Eneği vuramaz ise  sıra diğer oyuncudadır.O oyuncu kaldığı yerden devam eder. Diyelim eneği vurdu vede 'KIRKBEŞ' dedi.Tekrar eneği kıza vurur.Kız yuvarlanır gider. Kızı daha uzağa yuvarlamak oyuncu için iyidir.Kaldığı yerden ayak ayak saymaya başlar.'KIRKALTI,KIRKYEDİ,KIRKSEKİZ,KIRKDOKUZ,ELLİ'mesafe bitti.Tekrar eneğini diğer oyuncunun eneğine vurur.'SÜLLÜ'Tekrar kıza eneği vurur.Kızın ilk durduğu yerden ayak ayak sayar.'SÜLEYMANIN  OĞLU,EŞŞİĞİ,ÇEŞŞİĞİ,CIĞCIĞI BEŞŞİĞİ' der,bir sayı kazanır.Oyuna başlarken,oyunun kaçta biteceği saptanır.8,9,10 veya başka bir sayı olabilir.Tespit edilen sayıları ilk kazanan oyunu da kazanmış olur.Ödülünü almak için hazırlanır.Kızın dikildiği daireye enekler üst üste konur.Tepeye de kız .Yenilen oyuncu,dikilen taşların üzerinde bacakları yana açılmış şekilde,arkası dönük,ayakta durur. Yenen oyuncu ise dikili taşlara tekme vurarak dağıtır.Arka arkaya kaçmaya başlar.Dağılan taşları,yenilen oyuncu toplar,üst üste diker.Üstede kızı koyar.Kaçan rakibini yakalamak için koşar.Rakip fazla uzaklaşmadan yakalarsa kendi yararınadır.Yakaladığı yerden oyuncuyu sırtında, oyun yerine dek getirmek zorundadır.Sırttaki oyuncunun keyfi yerindedir.Türkü söyler.Dalgasını geçer.Böylece oyun biter.Yeni oyuna geçilir.Sanırım sayı saymayı en iyi bu oyunla öğrendik.