• EDİTÖRDEN

M. ALP ATAÇ’IN NİSAN 2008 TARİHLİ KÖŞE YAZISINDAN ALINTI DIR


AYNANIN GÖR DEDİĞİ

ALİŞAN ORDULU MU?


Almanya´daki hemşeri derneklerimizin (yada gorevlendirilen gruplar) yıllardır düzenledikleri Kültür Geceleri’ne bugüne kadar katılmadıysanız bile bu gecelerden basın yoluyla mutlaka haberdar olmuşsunuzdur. Bu gecelerin onur konuğu olarak memleketten Belediye Başkanları, Dernek Yöneticileri gibi Köyü Temsil eden lüzumlu lüzumsuz bir dolu insan davet edilir… Bu davetlilerin masrafları bin bir zorlukla dernek kasasından ( ve ya sponsor firmalardan) karşılandırılır…!
Bu davetliler yedirilir, içilirir, gezdirilir, ceplerine bir harçlık konmadığı kalır! ( rant sağladıkları düşünülerek ) (gidebileceği enginli yüksekli her yere götürülürler!), ama ne hikmetse onlara yine de yaranılmaz. Bu konuklar gerekli miydi – gereksizmiydi, bu kadar değer miydi- değmez miydi kavgaları yüzünden dernek yönetiminde (gorevlendirilen gruplarda) çatlaklıklar meydana gelir (!). İnsanlarımz hiç yok yere gerilir, kırılır, hatta dernekten istafa etmek zorunda kalır. ( bir daha boyle bir organizasyonda görev almak istemez.)

Ne oldu şimdi ? Kültürümüz mü yaşatıldı! ( ACABA BULUSABILDIK MI?)

Gelelim hemşerilerimize! Yüzlerce insanlariımız giyinir – kuşanır, süslenip – püslenir düğün salonu tarzı mekanlara doluşur. (Türkiye’den davet edilen misafirler kilometreleri kat ederek Yok Akıl Guru Sevda uğruna geldikleri yerde giriş ücretleri ödeterek) Çoluk Çocuk ortalıkda koşuşuruz. Salonda ki yüksek ses düzeyi insanı çıldırtır. Unutmayalım ; mutlaka halay cekilir. (yöresel kıyafetler le oyunların oynanması ve şarkıları (naciye) çalabilmeleri gerekmezmi?)

Ne oldu şimdi kültürümüz mü yaşatıldı.( ACABA BULUSABILDIK MI?)

Gelelim bu kültür gecelerinin finaline : İçimizden bir sürü sanatçı – söz gelimi toplam .......0.000 € ya – sahne alır, gecenin assolisti tek başına yine söz gelimi .....0.000 € yu alır götürür. Göstermelik eşya piyangosu ya da açık artırma türü bir organizasyonla toplanan yine söz gelimi 300- 500 € da Anavatana ihtiyaç sahiplerine postalanır. ( yine de akıllarda kalan yine rant sağladı düşüncesi hakim klınarak beyinler meşgül edilerek)

Ne oldu şimdi ? Kültürümüz mü yaşatıldı! ( ACABA BULUSABILDIK MI?)

Ya hepsi bir tarafa, zaman zaman kültür geceleri yapan karadenizli kardeşlerimiz bir gece yapmışlar. Gecenin assolisti ALİŞAN.
Bir bilen varsa söylesin allah aşkına, Alişan nire, Ordu nire? ( KAZIM BİRLİK NERE! ULUKIŞLA NERE! (Mahalli sanatcı Cengiz YILMAZ ı getirme imkanı varken!) ) Kültür geceleri böyle olmamalı, mutlak surette bir format değişikliği yaşamalı.
Yoksa onca emeğe yazık harcanan paralara da…

KÜLTÜRE SÖZDE DEĞİL, ÖZDE SAHİP ÇIKMAK GEREKMEZ Mİ ?


KALEMİNE SAĞLIK M. ALP ATAÇ

Bizler için bu kadar anlamlı bir konuya parmak bastığın için
Sonsuz teşekkürler
CİRKİNADAM


ÖNESE

S4300037.jpgÖNESE (Ö’ng’ese)

 

Sevgili okurlar önese diye yazdım ama önese ne önce ÖNESE yi  biliyor muyuz ?!

belkide öncelikle bunu açıklamak lazım okurlarımıza.

 

ÖNESE: ( BİZİM KÖYÜN TABİRİ İLE AVA GİDEN AVCILARIN KAMUFLE OLMAK AMACIYLA ARAZİYE UYUM SAĞLAYABİLMEK VE GELEN AVI KACIRMAMAK VE KOLAYCA AVLAMAK İÇİN KULLANILAN UFAK TEFEK DAŞLARLA ÇEVİRİLEN KÜCÜK BİR,  ÇEVLİK( ORTASI  OTURABİLMEK İÇİN KULANILAN ÇAKIL TOPLULĞU) diyebiliriz,

 

Belkide daha  başka bir açıklaması  vardır ama ben bu kadarını bile biliyorum yanlışım varsa da affınıza sığınırım ekleme  yapabileceğim şekilde aydınlatıcı yazarsanız ekleriz.

‘ÖNESE’ yazdım ama biliyorsunuz ki şive olayını da unutmamak lazım buradaki kullanılan “N”  harfi “NG” karışımı olarak genizden söylenen bir kelimedir.

Peki ne gerek var  dı böyle biri yazıya diye de düşünenleriniz olabilir,

Ama bu gün boyunca benim aklımı karıştırdı durdu.

Açıklama gereği  duydum ve birde üzerime  vazife  gördüm diyebileceğim.

Köşe yazarlarımızdan biri olan Sayın Gafur ŞAHİNTÜRK’ün bir yazısının  kendine ait köşeye  aktarılması konusunda  küçük bir yanlışlığı ben yaptım,

Malum hepimiz zaman zaman teknolojik mağduriyete  maruz kalabiliyoruz, bende bu yazıyı  Sayın Gafur ŞAHİNTÜRK ün köşesine  aktarırken  yaşadım ve sonuçları da sanıyorum değişik oldu.

Şimdi soruyorum ki kendime acaba bu yazıyı  köşeye atarken yaptığım yanlışlığın doğru bir şekle  dönüşmüş olabileceği ihtimalidir.

Umarım ben yanılıyor olurum.

Niye mi?

Eee niyesi ortada işte  bizim eskilerde kalan şimdilerde kolay olarak  yapılan gece avı yada araçlı av   gibi lüks bir şekle gelen avcılıklar yüzünden unutula galan ÖN’ng’ESE yi hatırlatıverdi sanki;
Dönelim yine  başa biz üstün özelliklere sahip toplumuz  mutlaka    sonuçta İNSANIZ düşünebilme yeteneğimiz  de en üst seviyede!

Çünkü diğer canlılardan ayrı yaratılmışız.

Peki bunu iyisine kullanmada ne kadar marifetliyiz  bilmiyorum yada yapıcı şekle getirmede ne kadar ustayız .

Bu böyle mi olmalı  soruyorum size!;

Kasabamızdan duyarlı bir arkadaşımızın bayram günü  gözleri  önünde yaşanan olaya parmak basması ve bu olayı irdelerken de sistemdeki yanlışlıkla  aldığı cevaptan  kasabalılar adına rahatsızlık duymasını dile getiren bir yazıyı  sizlerle paylaşmaya çalışmasında ki özverisi ve bu konuyu kaleme alan bir yazarın yazmış olduğu bir yazının da yerine aktarılma esnasında yaşanan  yanlışlığın arkasında aranması gereken  olayın ‘bağcı Dövmek” şeklinde  mi olmasını gerektiğini düşünmeden geçemeyeceğim.

Ben şuna seviniyorum bizler bir konuyu dile getirmekte ustayız,

Ama  doğru bir şekilde mi yapıyoruz bunu!

Ama bu olayı da doğru yerlere  çekme konusunda da ustalığımız ne kadar iyi niyetli! oluyor İşte buruda iyi düşünmek gerekiyor!

Yoksa bize lazım olan şey bir “ÖNESE” mi?!

Aslında kaleme  alınacak bir durumda yok desem yeridir belki, ziyaretçi defterinde yönetim ekranında gördüğüm bir  yazı (Muallim(Rayif)Raif Beyefendiye)  üzerine  yaptığım araştırma beni bu yazıyı yazma ihtiyacına götürdü.

Olayda kahraman aramaya gerek yok olayda anlatılan şeyin bir SORUN olduğunu irdelemek lazım bence!

Sevgili ramazan ÖZER in yazmış olduğu bir  “Bayram Rezaleti” isimli yazı ve  onu irdeleyen “Şehremini” yazısı .

Bizlerin oturup da bunu düşünmesi lazım diyebiliyorum ancak.

Sevgili Raif DEMİRARSLAN Öğretmenimin de bu konuyu  kaleme almasını isterdim ama “ÖNESE” kavramında değil.

Yani sanki bir yere  gizlenip de  şurdan bi gıpırtı olsa da onu irdelesem ( doğru  yada yanlış olmasının önemi yok) düşüncesinin  kişisel zararlar verebileceğini iyi bildiğini  sanıyorum.

Olayın nasıl cereyan ettiğini öğrenebilmesi aslında zor bir durum da değil şu günümüz teknolojisinde.

Olayı  anlatmak bana düşmez bana düşen sadece şu  diyebilirim.

“YAZI AKTARILMASINDAN KAYNAKLANAN YANLIŞLIK”

Sevgili Ali ÇEVİKYİĞİT  hocamın da böyle bir konuya eğilebileceğini düşünmemek elde değil tabiki;
Çünkü sorun Kasabanın sorunu tabiki duyarlılık gösterecektir.

Ama!

Biz bir yerlerde belkide hep bunu yapıyoruz doğal yapımız gereği!

Ulukışlalı olmak her şeye muhalefet olmak anlamına mı gelir?

Yoksa eğitim seviyesi yüksek bir Kasaba olarak yapıcı bir yol mu aramak gerekir.!

Yoksa olaya global bakıp da ortak sonuç bulmak anlamına mı gelmesi  gerekir?

“EDİTÖR” yazısında sayın Nuğrettin ÜSTÜNYER” ağabeyime yönelik yazdığım yazının içeriğindeki gizlenen “OLUMSUZLUKLAR” gün ışığına çıkmış ise bunu da biz kasabalı olarak gündeme getirmiş isek ve sonuçlarında da ilerleme  kayıt etmiş isek” GEÇİCİ ÇÖZÜMLERLE TABİKİ”  bu bizim  başarımız olmalı sanırım.

Sorunu dile getirdiğimizi  öğrenen yetkililerimin de  bunu niye yazdın diye düşünüp  “KÜS”meyi tercih etmelerinin çözüm olmayacağını bilmeleri lazım.!

Biz yaptığımız işlerle  her zaman bir sorun çözerken öbür taraftan sorum mu yaratmalıyız?

Yoksa kalıcı güzel aydınlık bir ülke kurma temelini  atarken mutlaka birilerinin açığını  aramak için kullanmamız gereken yerin “ÖNESE”  olması  mı!

Tabiiki düşündürücü sonuç bunlar.

Sayın Raif DEMİR ARSLAN öğretmenimin yapacağı  yolu tarif etmek  bana kalmaz  elbette ki, konunun muhattabları ortada  iletişimle bunun çözülebileceğini düşünmek yerine böyle bir  yazı  üslubu kullanmasını da  doğrusu üzüntü ile karşılıyorum.

Çünkü yazı  Sayın Gafur ŞAHİNTÜRK öğretmene ait olduğunu  ve Sayın Ali ÇEVİKYİĞİT öğretmenimin bölümüne de  yanlışlıkla aktarıldığını zaman içinde öğreneceğini ve alel acele bir şekilde hazırlanan yazı ile kendisini ve kullandığı üslup ile de bir başkasını üzeceğini zaman içinde öğreneceğidir sanırım

Haaa!

Şuu düşünülebilir belkide  sana mı kaldı  yazmak bunları!

Bana kalan kısmını sizlerle böyle paylaştım yada paylaşmak istedim.

Çünkü  bizim doğal yapımız bunları  bizden istiyor sanki, yetiştirilme  tarzımız mı desek içtiğimiz su mu,  yediğimiz ekmek mi,  yoksa  üzerinde  gezdiğimiz ve zamanı geldiğinde bir yorgan gibi üstümüzü örten  toprak mı bizi bu duruma getiriyor yorumunu  sizlere bırakıyorum.

Ve!

Şunu diyorum:

Ben yaptığım yanlışlık sonucu  sayın Gafur ŞAHİNTÜRK e ait yazıyı Sayın Ali ÇEVİKYİĞİT öğretmenimin bölümüne atarak; gençlerimizin bilmediği bizlerinde unuttuğu “ÖNESE” yi bizlere hatırlatan  Sayın Raif DEMİR ARSLAN öğretmenimden özür dilemek.

 

 

Ama bizim asıl konumuz belkide farklı idi belkide kaleme alacağım  sorun daha bir başka idi

Bir anda unuttum  sanıyorum.

Kelime anlamı olarak bizleri huzur içinde bırakan rahatlığı ile huzur veren  uykumuz da bizi  dinlendiren “KORUMA”  kelimesidir.

KELİME ANLAMI.

igde.jpg“KORUMAK EYLEMİ, °HİMAYE, °VİKAYE, °SIYANET, °MUHAFAZA, °MÜDAFAA.”

Etmektir diye yazıyor sözlüklerimiz.

Peki bizde “KORUMA” bu nitelik te  bir anlamı mı  taşıyor?

Yoksa adı  sözlük anlamında belirtilen içeriklerin dışında kalan

“KORU  MA”  mı?

 

Düşünmek lazım tabiki.

 

Ben düşündüm düşündüm  ve içinden çıkamadım diyebileceğim sadece.

Haa!

Bu nereden çıktı derseniz bunu da size anlatacağım .

2007 Eylülünde  başıma gelen bir durumdur bu da.

 

Ketir Kökü  diye bildiğimiz garaburun mevkiinde bulunan  iğde ağaçlarındaki mahsulün kimliği ilk başta belirsiz olan kişiler tarafından  toplanıp götürülmesi ile başladı.

Araştırdık ettik gerekli girişimlerimizi köyde ki “KORU MA! BAŞKANLIĞI” ile sözlü görüşmelerimiz ile dile getirdik.

İyi de oldu sanıyorum.

Kısa sürede olay a açıklık getirildi tabiki!

Ama ben buna açıklık  da diyemeyeceğim, Çünkü; olayın mağduru ortada  olayın kahramanları da ortada ama!

Orta  da giderilmeyen bir mağduriyet var, çıkarlar uğruna   sanıyorum.

Götürülen iğde ama söz iğde olmamalı  tıpkı yukarıdaki yanlış yazı aktarımındaki gibi “ÖNESE”  yi  kullanmayı adet edinmemeliyiz.

İĞDE:   bildiğimiz iğde işte başta şeker hastalarına iyi gelen yetiştirilmesi insana yük getirmeyen bir meyve  bence, ha kilosu da şu günkü şartlarda 4,00 YTL bu  yetiştiricinin satıcıya  sattığı fiyattır.

Toptan fiyatı yani!

Bunların önemi  de yok aslında  önemli olan bir yıllık “EMEĞİN” çalınması dır.

Bir yıllık “KORU MA “ bedelini  bildiğim kadarı ile  kasabada  Tarlası Malı Mülkü Taşınırı Taşınmazı  olan halkımız vermekte değil mi?

Biz neyin “KORU MA” sını veriyoruz o zaman

Korunmuş ve evimize getirmiş olduğumuz mahsulün mü?

Yoksa hakkı olmayan  kişilerin hak sahibi  olan kişilerden  izinsiz olarak alınan mallarının ve  mağdur konumuna düşenlerin üstüne kanunen yüklenmiş  borcunu mu?

Neyse:

Konu Kasabamız  da Belediye Bünyesinde Hizmet veren “KORU   MA BAŞKANLIĞI” na iletildi  tabiki,

İletildi iletilmesine de  alınan cevap işte insanı burada düşündürüyor.

Kasabalının seçmiş olduğunu “KORU MA BAŞKANI” nın böyle bir cevap verme konusunda gösterdiği üslup bizlere  şunu ifade ettirebilir diye düşünüyorum.

Koruma ya yönelik  bir mal bırakmamak ve olaylardan” ULUKIŞLADAN” uzak durmak!

Bu sadece düşünce de kalır bu bir yanılgı olur bence.

Bizleri kimse zorlamıyor ULUKIŞLA’ yı sevmek için,

Gülleyip gülleyip  yine oraya düşeceğiz ama sorunlarımızı da dile getire getire tabiki.!

Aslında yazılacak çok şey var ama bunu yazmanın bizlere bir şey kazandıracağını bilmek güzel bir düşünce dir.

Ama

“KORU MA BAŞKANLIĞI” ndan Alınan cevapla  düşüncenin  uymaması da  “ÖNESE”  yi bizlere  hatırlatıyor sanki.

Biz halk olarak  bulduğumuz  en kuytu bir yere yatıp o günü kurtarmanın o günün bayrağının  dalgalanmasını sağlamayı iyi  yapıyoruz sanıyorum.

Yapmamız gereken bu değil de suyunu sert almış çeliğin Tornadan çıktığnıdaki önemli bir pim haline gelmesini ni bilmeliyiz.

 

Sonuç olarak şöyle bağlayım!

2008 yılında da huzurla  mutlulukla bir  yaşam dilemek,  hal böyle iken  muhafaza ya ihtiyacı olmayan mallarımızın “KORU MA “ sını vererek yada “ÖNESE” ye  yatarak şu  ve bu  olaylarını irdelemek kişisel bazda birbirimizi kırmak incitmek ve  ve vee

ÖZÜR DİLERİM BİR YANLIŞLIK  yaptık demek midir  2008 yılında da beklentimiz.

 

Sevgili  okuyucular!

Bir yerlerde bir şeyler oluyor mutlaka  ama ne olur bu yapıcı ve  kurtarıcı  ayrıca  da eğitici olmalı  biz bir bütün olma yolunda ilerlemeyi düşündüğümüz kasabalıya vereceğimiz şeylerin analizini yapmalıyız .

Korunacaksa bir şey  birlikte ve yasal  çerçevede  çıkar uğruna olmamalı

Sizleri saygı ile selamlarım

 

Yazıda kimseyi  incitici onurunu kırıcı bir  şekilde  yazmak istemedim buna rağmen dilim de bir sürçü lisan olduysa da  büyüklerimin ellerinden küçüklerimin de gözlerinden öperim.

 

 

SAYGILARIMLA

ARAŞTIRMACI GAZETECİ

Cirkinadam

 


KÖYDEN SİZE YANSITACAĞIM OLUMSUZ BİR DURUM YOKTUR(!)

KÖYDEN SİZE YANSITACAĞIM OLUMSUZ BİR DURUM YOKTUR(!)

 

“Mehmet Bey onun bunun resmini çekip yedi düvele ulaştıracağına birde okul için zaman ayırda o garip değişik görüntülerini yedi düvele ulaştır olmaz  canım. Tüm derneklerimizi bu çabaya destek vermeleri yönünde göreve çağırıyorum sayın eğitimci Niğde Derneğimiz başkanı Ali AYGIT  bey başta olmak üzere bu duyarlı çabaya destek verelim Haydi Ulukışlanın aydın gençleri tüm Niğde'ye örnek olalım. Bağış Kampanyası için Hesap açılsın ve sitede yayınlansın. Herkese duyarlı davranışta bulunacakları ümüdi ile Selam ve Saygılarımı iletiyorum.”

 

 

Öncelikle selamlar evet yine sitemiz ziyaretçi defterinde okuduğum ve beni de ilgilendiren saygıdeğer Nuğrettin ÜSTÜNYER ağabeyimin yazısında benim de görevimi ihmal ettiğim yönünde bir yazısını sabah yönetim ekranında okudum sadece tebessüm ettim.

Ha niye mi? Eee bu Nuğrettin abim tabii ki, duyarlı kasabalılardan biridir. Hassastır yapısını bildiğim içinde ben onun art niyetli olmadığını anladım zaten.

Ama  gözden kaçırdığı bir nokta da,  beni  görevimi ihmal ettiğimi düşündürmüş  sayın ağabeyim …

 

Ben de oturdum düşündüm acaba bunca zaman içinde sırtımdaki 5 kiloya yakın çantayla dolaştığım gıyıyı köşeyi  boşa mı dolaştım diye  düşündüm.

Sonra da dedim kendi kendime(!): ‘Acaba haksızlık mı ediyorum kasabalılarımıza.’

Şimdi hani teçhizatımızı sırtımıza vurarak çıktığımız o yerlerde hiç mi olumsuzluk yok da hep tozpembe rüyaları süsleyen yerlerin görünümünü mü yoluyorum. Hasretli duygulara  özlemli gözlere (!)  hani özlemişlerdir köye gelememişlerdir. Belki bir belki iki sene bilemedin daha uzun, ama beklide bir ay önce gelmiştir.

Ben nerden bilebilirim değil mi(!)?

 Ama bildiğimiz bir şey var tabii ki köyün bir meydanın olduğunu, adının da HON yeri olduğunu ve orda. ATATÜRK Büstünden Cami Köşesine kadar olan yerin 100 adım olduğunu, hepimiz biliriz aşağı yukarı. Haa bilmeyenler varsa da öğrenmiş olsun artık.

Eeee tatile gelince yaz günleri güzel geçer.  Çünkü uzun sürenin sonundaki hasret bitivermiş oluyor  değil mi (!)?

Unutuluveriyor uzak ta iken akıla gelen bir sürü olumsuzluklar(!)

Hatırlanmıyordur beklide köyün bir meselesinin olup olmadığı(!)

 

 

Evet köyün meselesi olup olmadığını da benim iletmem, benim çözmem gerektiğini(!)

Arabalara binilip kıyı köşe dolaşılıyor son sürat, çünkü özlem bitmiş ve gözünü açmış ki köyde tabiri caizse şöyle;
”köydeyim burada özgürlüğü yaşayamayacağımda nerde yaşayacağım “

Eee şimdi özgürlük zamanı komşunun tavuğunun depelenmesinin önemi yok  “kaç paraysa veririz ne var kardeşim” düşüncesinin hakim olduğu bir düşünce varsa(!)

 

İşte benim köyden sizlere yansıtacağım olumsuz bir durum yoktur.

Eğer, er  oğlu adıyla dile getirilir ya;

Hani arabın yokuş dediğimiz yerden aşağı doğru akan Köyümüzün kasabı Galip dayının kestiği etlerin lezzetini düşünerek, alıp yapıyoruz ya mangal  (avrupalı kasabalılarımıza göre de Gril) işte o güzelim etlerin güzel olmayan kısmı ne sizce?

 

Hiçbir şey yok sanırım çünkü eti alıp gitmekten başka bir şey yapmamışızdır(!)  değil mi?

Oysa o etlerin size geldikten sonraki kısmı o arabın yokuşta yatıyor  “10 M uzaklıktaki kanalizasyona bağlanmadan yola akıtılması”  mağsana kadar akan, her cumartesi günü pazara gelen kasabalıların ya da köye gelen misafirlerin ziyaretçilerin o kötü kokular içinde kan ile bulaşabilecek hastalıklara davetiye çıkarttığını, (Burucella, Tenya ve Parazitöz Hastalıkların tamamı ve zararlı Haşere Üretme Çiftliği)  toplum sağlığını hiçe sayarcasına etrafa mikrop saçan o atık suyun içinden gelip geçmesini mi sorarsınız?

 

 

Ben görmedim ki onu(!)  siz nasıl göreceksiniz.

 

O yüzden size yansıtacağım bir durum yoktur(!)

 

Geçimini hayvancılıkla sağlayan kasabalılarımızın besledikleri evcil hayvanların dışkılarının atılacağı yerlerin uygunsuzluğunu mu sorarsınız?

Bende sizin gibiyim vallahi hiç görmedim ben.  Yukardan yola kadar  inen gübrenin  kötü görünümünü,  suyunun tabana sızarak  içme suyu borularını tehdit ettiğini.(!)

 

O yüzden  size yansıtacağım bir durum yoktur.(!)

 

Birileri  gelip dikmiş  yeşertmiş bir yerlerde “ama kendi köyümüz içinde” onu yetişmiş olduğu yerden  alıp oradan bir başka yere  dikerek “ben diktim suyunu verdim ne yapıyım tutmadı” diyerek o  ağaçların yerleri değiştirilip ve kurumaya bırakılıyor ise, bunu  orda yaşayan kimse görmedi mi de(!) acaba  ben görüyüm(!)

 

 

 

O yüzden benim  size anlatacağım bir durum yoktur.

 

Ben O kasabanın yetkili bir mercisi olmadığım için de bunları benim yapmamın olanaksız olduğunu, gördüğümüzü de ilgilisine aktardığımız zaman da başka  bahaneler ile geçiştirildiğini, 21. YY da yaşayan AYDIN Kasabalılarımızın Kullandığı tuvaletlerin Sağlıksız Sıhhatsiz olduğunu biliyoruz bunun içinde gelen misafirlerimize  daha düzgün bir tuvalet sunma imkanı var iken hala bir çözüm bulunmadığını hepimiz bilmekteyiz.

 

Soruyorum acaba  Çereş, Guyubucak, Garakisle (kısacası Kurtuluş Mahallesi) Mevkiinde  yol üzerinde oturmakta olan bir Belediye Başkanımız olsaydı, acaba O nun da  şimdiki  oradaki oturanlar  (selevir ile pislik taşıma)  nasıl

 

 

bir çözüm arayışında olacaklardı?

İlk etap da Kanalizasyon sisteminin oradan geçmesini mi sağlayacaktı?

Tabii ki sorulması gereken soruların çoğaltılması  gerekirse ben artık çoğaltmayacağım. 

 

EMİNİM Kİ; SİZLERDE BENİM KADAR BUNLARI GÖRÜYORSUNUZDUR.

 

Sayın Nuğrettin ÜSTÜNYER  abi bunları görmediğim  için çekemedim sizlerle paylaşamadım, görevimi yerine getiremedim sayıyor ve   sen ve  tüm kasabalı hemşerilerimizden özür diliyorum.

 

Bana  bunları hatırlattığın için de ayrıca memnunluk  ve  onur duydum.

Umarım bana yazdığınızı okuma  şansı yakalarda  Sayın Belediye başkanı sizlerle  iletişim kurar “kardeşim kötü  görünen  ne var da  istiyorsunuz, olanını çekiyor işte “ deme şansını yakalar.

 Yada ne bileyim az sonra  telefonum çalar da  belki  “Niye yazdın” bunları buraya  diye , ne gereği  vardı  seklinde, bende  yazıyı geri çekerim(!)?.

 

Hayır. Çekmeyeceğim.  Öğrenmesi gereken duyarlı vatandaşlarımız var ise öğrenirler demekle yetineceğim.

 

Sayın Nuğrettin ÜSTÜNYER  ağabeyim  görmek istediğin  yerlerin listesini   yollarsan ben senin ve Tüm site ziyaretçilerin  hatırı için  her zaman olduğu gibi bir hafta sonumu sizlere harcar  yine o yükseklere gider çıkar inerim. Sen gönlünü  ferah tut “imkanı varken çıkmayanlar, 21.YY da  Teknoloji çağında Tüm Herkese ulaşma imkanını değerlendirmeyi  yapmayanlar” umarım anlarlar(!)

 

ARAŞTIRMACI GAZETECİ

cirkinadam