| • EDİTÖRDEN |
![]() |
|
M. ALP ATAÇ’IN
NİSAN 2008 TARİHLİ KÖŞE YAZISINDAN ALINTI DIR… |
![]() |
|
Sevgili
okurlar önese diye yazdım ama önese ne önce ÖNESE yi biliyor muyuz ?! belkide
öncelikle bunu açıklamak lazım okurlarımıza. ÖNESE:
( BİZİM KÖYÜN TABİRİ İLE AVA GİDEN AVCILARIN KAMUFLE OLMAK AMACIYLA ARAZİYE
UYUM SAĞLAYABİLMEK VE GELEN AVI KACIRMAMAK VE KOLAYCA AVLAMAK İÇİN KULLANILAN
UFAK TEFEK DAŞLARLA ÇEVİRİLEN KÜCÜK BİR,
ÇEVLİK( ORTASI OTURABİLMEK İÇİN
KULANILAN ÇAKIL TOPLULĞU) diyebiliriz, Belkide
daha başka bir açıklaması vardır ama ben bu kadarını bile biliyorum
yanlışım varsa da affınıza sığınırım ekleme
yapabileceğim şekilde aydınlatıcı yazarsanız ekleriz. ‘ÖNESE’
yazdım ama biliyorsunuz ki şive olayını da unutmamak lazım buradaki kullanılan
“N” harfi “NG” karışımı olarak genizden
söylenen bir kelimedir. Peki
ne gerek var dı böyle biri yazıya diye
de düşünenleriniz olabilir, Ama
bu gün boyunca benim aklımı karıştırdı durdu. Açıklama
gereği duydum ve birde üzerime vazife
gördüm diyebileceğim. Köşe
yazarlarımızdan biri olan Sayın Gafur ŞAHİNTÜRK’ün bir yazısının kendine ait köşeye aktarılması konusunda küçük bir yanlışlığı ben yaptım, Malum
hepimiz zaman zaman teknolojik mağduriyete
maruz kalabiliyoruz, bende bu yazıyı
Sayın Gafur ŞAHİNTÜRK ün köşesine
aktarırken yaşadım ve sonuçları
da sanıyorum değişik oldu. Şimdi
soruyorum ki kendime acaba bu yazıyı
köşeye atarken yaptığım yanlışlığın doğru bir şekle dönüşmüş olabileceği ihtimalidir. Umarım
ben yanılıyor olurum. Niye
mi? Eee
niyesi ortada işte bizim eskilerde kalan
şimdilerde kolay olarak yapılan gece avı
yada araçlı av gibi lüks bir şekle
gelen avcılıklar yüzünden unutula galan ÖN’ng’ESE yi hatırlatıverdi sanki; Çünkü
diğer canlılardan ayrı yaratılmışız. Peki
bunu iyisine kullanmada ne kadar marifetliyiz
bilmiyorum yada yapıcı şekle getirmede ne kadar ustayız . Bu
böyle mi olmalı soruyorum size!; Kasabamızdan
duyarlı bir arkadaşımızın bayram günü
gözleri önünde yaşanan olaya
parmak basması ve bu olayı irdelerken de sistemdeki yanlışlıkla aldığı cevaptan kasabalılar adına rahatsızlık duymasını dile
getiren bir yazıyı sizlerle paylaşmaya
çalışmasında ki özverisi ve bu konuyu kaleme alan bir yazarın yazmış olduğu bir
yazının da yerine aktarılma esnasında yaşanan
yanlışlığın arkasında aranması gereken
olayın ‘bağcı Dövmek” şeklinde mi
olmasını gerektiğini düşünmeden geçemeyeceğim. Ben
şuna seviniyorum bizler bir konuyu dile getirmekte ustayız, Ama doğru bir şekilde mi yapıyoruz bunu! Ama
bu olayı da doğru yerlere çekme
konusunda da ustalığımız ne kadar iyi niyetli! oluyor İşte buruda iyi düşünmek
gerekiyor! Yoksa
bize lazım olan şey bir “ÖNESE” mi?! Aslında
kaleme alınacak bir durumda yok desem
yeridir belki, ziyaretçi defterinde yönetim ekranında gördüğüm bir yazı (Muallim(Rayif)Raif
Beyefendiye) üzerine yaptığım araştırma beni bu yazıyı yazma
ihtiyacına götürdü. Olayda kahraman aramaya gerek yok
olayda anlatılan şeyin bir SORUN olduğunu irdelemek lazım bence! Sevgili ramazan ÖZER in yazmış olduğu
bir “Bayram Rezaleti” isimli yazı
ve onu irdeleyen “Şehremini” yazısı . Bizlerin oturup da bunu düşünmesi
lazım diyebiliyorum ancak. Sevgili Raif DEMİRARSLAN Öğretmenimin
de bu konuyu kaleme almasını isterdim
ama “ÖNESE” kavramında değil. Yani sanki bir yere gizlenip de
şurdan bi gıpırtı olsa da onu irdelesem ( doğru yada yanlış olmasının önemi yok) düşüncesinin kişisel zararlar verebileceğini iyi
bildiğini sanıyorum. Olayın nasıl cereyan ettiğini
öğrenebilmesi aslında zor bir durum da değil şu günümüz teknolojisinde. Olayı
anlatmak bana düşmez bana düşen sadece şu diyebilirim. “YAZI AKTARILMASINDAN KAYNAKLANAN
YANLIŞLIK” Sevgili Ali ÇEVİKYİĞİT hocamın da böyle bir konuya eğilebileceğini
düşünmemek elde değil tabiki; Ama! Biz bir yerlerde belkide hep bunu
yapıyoruz doğal yapımız gereği! Ulukışlalı olmak her şeye muhalefet
olmak anlamına mı gelir? Yoksa eğitim seviyesi yüksek bir
Kasaba olarak yapıcı bir yol mu aramak gerekir.! Yoksa olaya global bakıp da ortak
sonuç bulmak anlamına mı gelmesi
gerekir? “EDİTÖR” yazısında sayın Nuğrettin
ÜSTÜNYER” ağabeyime yönelik yazdığım yazının içeriğindeki gizlenen
“OLUMSUZLUKLAR” gün ışığına çıkmış ise bunu da biz kasabalı olarak gündeme
getirmiş isek ve sonuçlarında da ilerleme
kayıt etmiş isek” GEÇİCİ ÇÖZÜMLERLE TABİKİ” bu bizim
başarımız olmalı sanırım. Sorunu dile getirdiğimizi öğrenen yetkililerimin de bunu niye yazdın diye düşünüp “KÜS”meyi tercih etmelerinin çözüm
olmayacağını bilmeleri lazım.! Biz yaptığımız işlerle her zaman bir sorun çözerken öbür taraftan
sorum mu yaratmalıyız? Yoksa kalıcı güzel aydınlık bir ülke
kurma temelini atarken mutlaka
birilerinin açığını aramak için
kullanmamız gereken yerin “ÖNESE”
olması mı! Tabiiki düşündürücü sonuç bunlar. Sayın Raif DEMİR ARSLAN öğretmenimin
yapacağı yolu tarif etmek bana kalmaz
elbette ki, konunun muhattabları ortada
iletişimle bunun çözülebileceğini düşünmek yerine böyle bir yazı
üslubu kullanmasını da doğrusu
üzüntü ile karşılıyorum. Çünkü yazı Sayın Gafur ŞAHİNTÜRK öğretmene ait
olduğunu ve Sayın Ali ÇEVİKYİĞİT
öğretmenimin bölümüne de yanlışlıkla
aktarıldığını zaman içinde öğreneceğini ve alel acele bir şekilde hazırlanan
yazı ile kendisini ve kullandığı üslup ile de bir başkasını üzeceğini zaman
içinde öğreneceğidir sanırım Haaa! Şuu düşünülebilir belkide sana mı kaldı
yazmak bunları! Bana kalan kısmını sizlerle böyle
paylaştım yada paylaşmak istedim. Çünkü
bizim doğal yapımız bunları
bizden istiyor sanki, yetiştirilme
tarzımız mı desek içtiğimiz su mu,
yediğimiz ekmek mi, yoksa üzerinde
gezdiğimiz ve zamanı geldiğinde bir yorgan gibi üstümüzü örten toprak mı bizi bu duruma getiriyor
yorumunu sizlere bırakıyorum. Ve! Şunu diyorum: Ben yaptığım yanlışlık sonucu sayın Gafur ŞAHİNTÜRK e ait yazıyı Sayın Ali
ÇEVİKYİĞİT öğretmenimin bölümüne atarak; gençlerimizin bilmediği bizlerinde
unuttuğu “ÖNESE” yi bizlere hatırlatan
Sayın Raif DEMİR ARSLAN öğretmenimden özür dilemek. Ama bizim asıl konumuz belkide farklı
idi belkide kaleme alacağım sorun daha
bir başka idi Bir anda unuttum sanıyorum. Kelime anlamı olarak bizleri huzur
içinde bırakan rahatlığı ile huzur veren
uykumuz da bizi dinlendiren
“KORUMA” kelimesidir. KELİME ANLAMI.
Etmektir
diye yazıyor sözlüklerimiz. Peki
bizde “KORUMA” bu nitelik te bir anlamı
mı taşıyor? Yoksa
adı sözlük anlamında belirtilen
içeriklerin dışında kalan “KORU MA”
mı? Düşünmek
lazım tabiki. Ben
düşündüm düşündüm ve içinden çıkamadım
diyebileceğim sadece. Haa! Bu
nereden çıktı derseniz bunu da size anlatacağım . 2007
Eylülünde başıma gelen bir durumdur bu
da. Ketir
Kökü diye bildiğimiz garaburun mevkiinde
bulunan iğde ağaçlarındaki mahsulün
kimliği ilk başta belirsiz olan kişiler tarafından toplanıp götürülmesi ile başladı. Araştırdık
ettik gerekli girişimlerimizi köyde ki “KORU MA! BAŞKANLIĞI” ile sözlü
görüşmelerimiz ile dile getirdik. İyi
de oldu sanıyorum. Kısa
sürede olay a açıklık getirildi tabiki! Ama
ben buna açıklık da diyemeyeceğim,
Çünkü; olayın mağduru ortada olayın
kahramanları da ortada ama! Orta da giderilmeyen bir mağduriyet var, çıkarlar
uğruna sanıyorum. Götürülen
iğde ama söz iğde olmamalı tıpkı
yukarıdaki yanlış yazı aktarımındaki gibi “ÖNESE” yi
kullanmayı adet edinmemeliyiz. İĞDE: bildiğimiz iğde işte başta şeker hastalarına
iyi gelen yetiştirilmesi insana yük getirmeyen bir meyve bence, ha kilosu da şu günkü şartlarda 4,00
YTL bu yetiştiricinin satıcıya sattığı fiyattır. Toptan
fiyatı yani! Bunların
önemi de yok aslında önemli olan bir yıllık “EMEĞİN” çalınması
dır. Bir
yıllık “KORU MA “ bedelini bildiğim
kadarı ile kasabada Tarlası Malı Mülkü Taşınırı Taşınmazı olan halkımız vermekte değil mi? Biz
neyin “KORU MA” sını veriyoruz o zaman Korunmuş
ve evimize getirmiş olduğumuz mahsulün mü? Yoksa
hakkı olmayan kişilerin hak sahibi olan kişilerden izinsiz olarak alınan mallarının ve mağdur konumuna düşenlerin üstüne kanunen
yüklenmiş borcunu mu? Neyse: Konu
Kasabamız da Belediye Bünyesinde Hizmet
veren “KORU MA BAŞKANLIĞI” na
iletildi tabiki, İletildi
iletilmesine de alınan cevap işte insanı
burada düşündürüyor. Kasabalının
seçmiş olduğunu “KORU MA BAŞKANI” nın böyle bir cevap verme konusunda
gösterdiği üslup bizlere şunu ifade
ettirebilir diye düşünüyorum. Koruma
ya yönelik bir mal bırakmamak ve
olaylardan” ULUKIŞLADAN” uzak durmak! Bu
sadece düşünce de kalır bu bir yanılgı olur bence. Bizleri
kimse zorlamıyor ULUKIŞLA’ yı sevmek için, Gülleyip
gülleyip yine oraya düşeceğiz ama
sorunlarımızı da dile getire getire tabiki.! Aslında
yazılacak çok şey var ama bunu yazmanın bizlere bir şey kazandıracağını bilmek
güzel bir düşünce dir. Ama
“KORU
MA BAŞKANLIĞI” ndan Alınan cevapla
düşüncenin uymaması da “ÖNESE”
yi bizlere hatırlatıyor sanki. Biz
halk olarak bulduğumuz en kuytu bir yere yatıp o günü kurtarmanın o
günün bayrağının dalgalanmasını
sağlamayı iyi yapıyoruz sanıyorum. Yapmamız
gereken bu değil de suyunu sert almış çeliğin Tornadan çıktığnıdaki önemli bir
pim haline gelmesini ni bilmeliyiz. Sonuç
olarak şöyle bağlayım! 2008
yılında da huzurla mutlulukla bir yaşam dilemek, hal böyle iken muhafaza ya ihtiyacı olmayan mallarımızın
“KORU MA “ sını vererek yada “ÖNESE” ye
yatarak şu ve bu olaylarını irdelemek kişisel bazda
birbirimizi kırmak incitmek ve ve vee ÖZÜR
DİLERİM BİR YANLIŞLIK yaptık demek
midir 2008 yılında da beklentimiz. Sevgili okuyucular! Bir
yerlerde bir şeyler oluyor mutlaka ama
ne olur bu yapıcı ve kurtarıcı ayrıca
da eğitici olmalı biz bir bütün
olma yolunda ilerlemeyi düşündüğümüz kasabalıya vereceğimiz şeylerin analizini
yapmalıyız . Korunacaksa
bir şey birlikte ve yasal çerçevede
çıkar uğruna olmamalı Sizleri
saygı ile selamlarım Yazıda
kimseyi incitici onurunu kırıcı bir şekilde
yazmak istemedim buna rağmen dilim de bir sürçü lisan olduysa da büyüklerimin ellerinden küçüklerimin de
gözlerinden öperim. SAYGILARIMLA ARAŞTIRMACI GAZETECİ Cirkinadam |
![]() |
|
“Mehmet
Bey onun bunun resmini çekip yedi düvele ulaştıracağına birde okul için zaman ayırda o garip değişik görüntülerini yedi düvele ulaştır olmaz mı canım. Tüm
derneklerimizi bu çabaya destek vermeleri yönünde göreve çağırıyorum sayın
eğitimci Niğde Derneğimiz başkanı Ali AYGIT bey başta olmak üzere bu duyarlı çabaya
destek verelim Haydi Ulukışlanın aydın gençleri tüm
Niğde'ye örnek olalım. Bağış Kampanyası için Hesap açılsın ve sitede
yayınlansın. Herkese duyarlı davranışta bulunacakları ümüdi
ile Selam ve Saygılarımı iletiyorum.” Öncelikle
selamlar evet yine sitemiz ziyaretçi defterinde okuduğum ve beni de ilgilendiren
saygıdeğer Nuğrettin ÜSTÜNYER ağabeyimin yazısında
benim de görevimi ihmal ettiğim yönünde bir yazısını sabah yönetim ekranında okudum
sadece tebessüm ettim. Ha
niye mi? Eee bu Nuğrettin abim tabii ki, duyarlı kasabalılardan biridir. Hassastır yapısını
bildiğim içinde ben onun art niyetli olmadığını anladım zaten. Ama gözden kaçırdığı bir nokta da, beni
görevimi ihmal ettiğimi düşündürmüş
sayın ağabeyim …
Sonra
da dedim kendi kendime(!): ‘Acaba haksızlık mı ediyorum kasabalılarımıza.’ Şimdi
hani teçhizatımızı sırtımıza vurarak çıktığımız o yerlerde hiç mi olumsuzluk
yok da hep tozpembe rüyaları süsleyen yerlerin görünümünü mü yoluyorum. Hasretli
duygulara özlemli
gözlere (!) hani özlemişlerdir köye
gelememişlerdir. Belki bir belki iki sene bilemedin daha uzun, ama beklide bir
ay önce gelmiştir. Ben
nerden bilebilirim değil mi(!)? Ama bildiğimiz bir şey var tabii ki köyün bir
meydanın olduğunu, adının da HON yeri olduğunu ve orda. ATATÜRK Büstünden Cami
Köşesine kadar olan yerin 100 adım olduğunu, hepimiz biliriz aşağı yukarı. Haa bilmeyenler varsa da öğrenmiş olsun artık. Eeee tatile gelince yaz günleri güzel geçer. Çünkü uzun sürenin sonundaki hasret
bitivermiş oluyor değil
mi (!)? Unutuluveriyor
uzak ta iken akıla gelen bir sürü olumsuzluklar(!) Hatırlanmıyordur
beklide köyün bir meselesinin olup olmadığı(!) Evet köyün meselesi olup olmadığını da benim
iletmem, benim çözmem gerektiğini(!) Arabalara
binilip kıyı köşe dolaşılıyor son sürat, çünkü özlem bitmiş ve gözünü açmış ki
köyde tabiri caizse şöyle; Eee şimdi özgürlük zamanı komşunun tavuğunun depelenmesinin önemi yok “kaç paraysa veririz ne var kardeşim”
düşüncesinin hakim olduğu bir düşünce varsa(!)
İşte
benim köyden sizlere yansıtacağım olumsuz bir durum yoktur. Eğer,
er oğlu adıyla dile
getirilir ya; Hani
arabın yokuş dediğimiz yerden aşağı doğru akan
Köyümüzün kasabı Galip dayının kestiği etlerin lezzetini düşünerek, alıp
yapıyoruz ya mangal (avrupalı
kasabalılarımıza göre de Gril) işte o güzelim etlerin güzel olmayan kısmı ne
sizce? Hiçbir
şey yok sanırım çünkü eti alıp gitmekten başka bir şey yapmamışızdır(!) değil mi? Oysa o etlerin size geldikten sonraki kısmı o arabın yokuşta yatıyor “10 M uzaklıktaki kanalizasyona bağlanmadan
yola akıtılması” mağsana
kadar akan, her cumartesi günü pazara gelen kasabalıların ya da köye gelen
misafirlerin ziyaretçilerin o kötü kokular içinde kan ile bulaşabilecek
hastalıklara davetiye çıkarttığını, (Burucella, Tenya
ve Parazitöz Hastalıkların tamamı ve zararlı Haşere
Üretme Çiftliği) toplum sağlığını hiçe
sayarcasına etrafa mikrop saçan o atık suyun içinden gelip geçmesini mi
sorarsınız? Ben
görmedim ki onu(!) siz nasıl göreceksiniz.
O
yüzden size yansıtacağım bir durum yoktur(!) Geçimini
hayvancılıkla sağlayan kasabalılarımızın besledikleri evcil hayvanların
dışkılarının atılacağı yerlerin uygunsuzluğunu mu sorarsınız? Bende
sizin gibiyim vallahi hiç görmedim ben. Yukardan yola kadar inen gübrenin kötü görünümünü, suyunun tabana sızarak içme suyu borularını tehdit ettiğini.(!) O
yüzden size
yansıtacağım bir durum yoktur.(!) Birileri gelip dikmiş yeşertmiş bir yerlerde “ama kendi köyümüz
içinde” onu yetişmiş olduğu yerden alıp
oradan bir başka yere dikerek “ben
diktim suyunu verdim ne yapıyım tutmadı” diyerek o ağaçların yerleri değiştirilip ve kurumaya
bırakılıyor ise, bunu orda yaşayan kimse
görmedi mi de(!) acaba ben görüyüm(!)
O
yüzden benim size
anlatacağım bir durum yoktur. Ben
O kasabanın yetkili bir mercisi olmadığım için de bunları benim yapmamın
olanaksız olduğunu, gördüğümüzü de ilgilisine aktardığımız zaman da başka bahaneler ile
geçiştirildiğini, 21. YY da yaşayan AYDIN Kasabalılarımızın Kullandığı
tuvaletlerin Sağlıksız Sıhhatsiz olduğunu biliyoruz bunun içinde gelen
misafirlerimize daha düzgün bir tuvalet
sunma imkanı var iken hala bir çözüm bulunmadığını hepimiz bilmekteyiz. Soruyorum
acaba Çereş, Guyubucak, Garakisle (kısacası Kurtuluş Mahallesi) Mevkiinde yol üzerinde oturmakta olan bir Belediye
Başkanımız olsaydı, acaba O nun da şimdiki
oradaki oturanlar (selevir ile pislik taşıma)
nasıl bir çözüm arayışında olacaklardı?
Tabii
ki sorulması gereken soruların çoğaltılması gerekirse ben artık
çoğaltmayacağım. EMİNİM
Kİ; SİZLERDE BENİM KADAR BUNLARI GÖRÜYORSUNUZDUR. Sayın
Nuğrettin ÜSTÜNYER abi bunları görmediğim için çekemedim sizlerle paylaşamadım,
görevimi yerine getiremedim sayıyor ve
sen ve tüm kasabalı
hemşerilerimizden özür diliyorum. Bana bunları hatırlattığın için de
ayrıca memnunluk ve onur duydum. Umarım
bana yazdığınızı okuma
şansı yakalarda Sayın
Belediye başkanı sizlerle iletişim kurar
“kardeşim kötü görünen ne var da
istiyorsunuz, olanını çekiyor işte “ deme şansını yakalar. Yada ne bileyim az sonra telefonum çalar da belki “Niye yazdın” bunları buraya diye , ne gereği vardı
seklinde, bende yazıyı geri
çekerim(!)?. Hayır.
Çekmeyeceğim. Öğrenmesi gereken duyarlı
vatandaşlarımız var ise öğrenirler demekle yetineceğim. Sayın
Nuğrettin ÜSTÜNYER ağabeyim görmek istediğin yerlerin listesini yollarsan ben senin ve Tüm site ziyaretçilerin
hatırı için her zaman olduğu gibi bir hafta sonumu
sizlere harcar yine o yükseklere gider
çıkar inerim. Sen gönlünü
ferah tut “imkanı varken çıkmayanlar, 21.YY da Teknoloji çağında Tüm Herkese ulaşma imkanını
değerlendirmeyi yapmayanlar” umarım
anlarlar(!) ARAŞTIRMACI
GAZETECİ cirkinadam |